Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

ürküntü vermek

ürkütmek: 'Ölmek kaderde var, bize ürküntü vermiyor / Lakin vatandan ayrılışın ızdırabı zor' -Y. K. Beyatlı.

110

ürperti vermek

korkutmak.

101

üst perdeden konuşmak

üstünlük taslayarak söz söylemek: 'Sen böyle üst perdeden konuşuyorsun çünkü etrafındaki o çomarlara güveniyorsun.' -R. C. Ulunay.

111

üst üste gelmek

çakışmak: 'Yaşam çizgileri bir rastlantı sonucu üst üste geldiğinde yağmur sonrası serinliğinde birlikte yürüyecekler.' -İ. Aral.

55

üste çıkmak

1) suçlu olduğu hâlde karşısındakini suçlamak; 2) zeytinyağı gibi üste çıkmak.

107

üste vermek

fazladan vermek, ödemek.

105

üste vurmak

fiyatı artırmak eklemek, katmak.

102

üstesinden gelmek

başarmak, becermek.

102

üstten bakmak

kibirli, gururlu bir biçimde.

99

üstü kalsın

hesaptan artakalan az miktardaki paranın alınmaması, bahşiş olarak bırakılması sırasında söylenen bir söz.

102

üstüme (üstümüze, üstünüze) sağlık (iyilik sağlık, şifalar)

1) 'Tanrı esirgesin, üstümden uzak olsun' anlamında kullanılan bir iyi dilek sözü; 2) şaşma, şaşkınlık belirtmek için kullanılan bir söz; 3) kötü bir durumdan söz ederken konuşanın dinleyene söylediği iyi dilek sözü.

95

üstün bulmak (görmek)

bir şeyi veya kimseyi başkasından daha değerli bulmak veya görmek.

101

üstün olmak (gelmek)

1) benzerlerinden daha yüksek düzeyde olmak: 'Aşk, hayatın bütün zevklerine üstün gelen ruhani bir varlıktır.' -A. Ş. Hisar. 2) bir kimseden veya bir şeyden daha yüksek, daha değerli olmak: 'Aliço'nun bir gömlek üstün olduğu iyice belirlenmiştir.' -S. Birsel.

107

üstün tutmak

bir kimseye, bir şeye başkasından daha çok değer vermek.

115

üstünde durmak

bir işe önem vermek, bir işle yakından ve sürekli ilgilenmek: 'Bir çeşit ezbere okuyoruz, durmuyoruz metin üstünde, fikir üstünde.' -A. Erhat.

106

üstünde hakkı olmak

birinde emeği, iyiliği, hakkı bulunmak: 'Hanımının, çocuklarının üstünde bunca yıllık hakkım var diye ağlamaya başladı.' -R. N. Güntekin.

103

üstünde kalmak

1) mal, artırma sonucunda bir kimsenin olmak: 'Mal üstünde kalınca da herkes gibi sevinmedi, böbürlenmedi.' -H. Taner. 2) suçlanmak: 'Behiç'le Siyret benden gizlediler, kabahat bizim üstümüzde kalır.' -P. Safa.

45

üstündeki üstünde, başındaki başında

'üstündekinden başka hiçbir şey kalmadan' anlamında kullanılan bir söz: 'Karanfil, üstündeki üstünde, başındaki başında sokağa kovulmuş.' -Ö. Seyfettin.

108

üstünden (şu kadar zaman) geçmek

aradan herhangi bir zaman geçmek.

39

üstünden akmak

bir durumu çok belli olmak.

44

üstünden atmak

1) bir şeyi ödev olarak kabul etmemek; 2) bir şeyin kendi üzerinde bıraktığı etkiyi kaldırmak.

106

üstünden başından akmak

durumu belirgin bir biçimde anlaşılmak: 'Üstünden başından itina akan bir yolcudan yol sorulabilir mi?' -S. F. Abasıyanık.

101

üstünden dökülmek

giysi, giyecek bol ve biçimsiz olmak, yakışmamak.

103

üstüne alınmak

1) bir davranışın kendisine karşı olduğunu sanarak tedirgin olmak, alınmak: 'Otomobilin dinmeyen yaygarasını üstüne alınmaya mahal yoktu.' -Ö. Seyfettin. 2) bir işi yapmaya söz vermek, ödev alınmak: 'Her biri, ayrı bir defter sayfasının gözden geçirilmesini üstüne aldı.' -P. Safa.

98

üstüne basmak

1) yerinde bir düşünce ileri sürmek: 'Ne iyi söylediniz, dedi; ne iyi üstüne bastınız.' -F. R. Atay. 2) iyice belirtmek: Üstüne basa basa olmaz, dedi.

108

üstüne bir iki güneş doğmak

hlk. sabah yataktan geç kalkmak.

43

üstüne çekmek

kendi üzerine almak, muhatap olmak: 'Hâlâ eski zenginliğinin hasedini üstüne çeker ve eski terekelerinin veraset vergilerini öder.' -B. Felek.

94

üstüne çullanmak

saldırarak üzerine abanmak.

103

üstüne düşmek

bir kimseyle veya bir şeyle çok ilgilenmek: 'Biz de hani üstüne düşüp düzeltecek yerde, Atatürk'ün Osmanlıcayı Türkçeleştirmek hususundaki güzel arzusunu bugünkü uydurma dilcilik gayretine alet etmişiz.' -B. Felek.

102