Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

ya sabır çekmek

bir sıkıntıya ses çıkarmadan veya ona karşı bir şey yapmadan katlanmak: 'Siz şimdi, bu yavan takazaları bir kere daha ya sabır çekerek dinlemek zorunda kalırsınız.' -H. Taner.

112

yabana atmak

önem vermemek, önemsiz görmek: 'Kendini pek yabana atma. Olabilir ki bu kadın sana tutulmuştur.' -R. N. Güntekin.

50

yabana gitmek

1) tanınmayan, bilinmeyen biriyle, bir yabancıyla evlendirilmek; 2) bulunduğu yerden başka bir yere yaşamak için gitmek.

91

yabana söylemek

saçma sözler söylemek, boşa konuşmak.

93

yabancı gelmek

tanımamak: 'Çocukluğumdan beri aşina olduğum ses bana yabancı geldi.' -H. E. Adıvar.

41

yabancı gibi durmak

bir işe karışmamak, ilgi göstermemek, çekinmek.

105

yabancı saymak (tutmak)

yabancı gibi görmek, yabancı olarak benimsemek.

33

yabancılık duymak

bir kimseye, bir şeye alışamamak: 'Kendisini uykuya veremiyor, her dakika yabancılık duyuyor.' -M. Ş. Esendal.

94

yabancısı olmamak

tanıdık, bildik olmak: 'Ruhunun derinliklerinden ürperti dolu, hiç de yabancısı olmadığı sinyaller alıyordu.' -O. Aysu.

99

yadigâr bırakmak

hatırlanmak için arkasında bir kimseyi veya bir nesneyi bırakmak: 'Duvarlar, hattat sütbabamın yadigâr bıraktığı levhalarla süslenmişti.' -Ö. Seyfettin.

93

yadigâr kalmak

bir olayı, bir kimseyi hatırlatan bir nesne, bir özellik bırakılmış olmak: 'İçlerinde, babasının günlerinden yadigâr kalanlar birer birer göçmüş...' -H. E. Adıvar.

37

yadigâr olmak

hatıra olarak kalmak: 'Bir de yadigâr olmak üzere fotoğraf bıraktı.' -Ö. Seyfettin.

103

yaftayı yapıştırmak

yanlış biçimde değerlendirip tanıtmak.

97

yağ bağlamak

1) üzerine yağ birikmek; 2) semirmek.

40

yağ bal olsun

'yenen, içilen şeyler helal ve afiyet olsun' anlamında kullanılan bir söz.

114

yağ basmak

1) büyük bir kaba yağ yerleştirmek; 2) mec. çok yağlanmak, semirmek.

107

yağ çekmek (yapmak)

argo gereksiz biçimde övmek, dalkavukluk etmek.

36

yağ gibi kaymak

kızak, taşıt vb. sarsılmadan hızla gitmek.

105

yağ yakmak

1) tavada yağı çok ısıtmak; 2) mec. dalkavukluk etmek.

35

yağ yedirmek

yağı bir şeyin içine azar azar ekleyerek belli olmaz duruma getirmek.

34

yağa bala batırmak

bol bol yedirip içirmek, çok iyi ağırlamak.

102

yağıp gürlemek

birine çok sinirlenmek: 'Ne diyor, arkamdan yağıp gürlüyor mu?' -O. Kemal.

91

yağlayıp ballandırmak

çok överek anlatmak.

37

yağlı ballı olmak

araları çok iyi olmak, içli dışlı olmak.

95

yağlı kapıya konmak

rahat, sıkıntısız bir yere girmek, geçimini başkasının üstüne yıkmak: 'Kondu, namussuz, yağlı kapıya, diye, hasedini belli ediyordu.' -H. Taner.

38

yağma gitmek

bir şey çok alıcı bulmak, çok satılmak.

99

yağma Hasan'ın böreği

'hakkı olan veya olmayan herkesin yararlandığı kaynak' anlamında kullanılan bir söz.

103

yağma yok

tkz. 'öyle şey olmaz, buna razı olunmaz' anlamında kullanılan bir söz: 'Olur mu hiç? Bırakır mıyız sizi biz, yağma yok kuzum, yağma yok!' -H. R. Gürpınar.

106

yağmasa da gürlemek

elinden bir şey gelmese de sözle destek vermek.

38

yağmur boşanmak

birdenbire çok yağmur yağmak.

99