Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

yalancı çıkmak

1) bilmeyerek yalan söylemiş bulunmak; 2) sözünü yerine getirememek; 3) yalan söylediği anlaşılmak.

104

yalanı çıkmak

bir kimsenin yalan söylediği anlaşılmak.

105

yalanını yakalamak (tutmak)

bir kimsenin yalan söylediğini anlamak: 'Yalanını yakalamış gibi başını salladı. -Ya o mukaddes sular? Onlara ne diyeceksiniz azizim?' -Ö. Seyfettin.

39

yalayıp geçmek

rüzgâr, dalga vb. sıyırarak, dokunarak hızla geçmek: 'Sarı gri gölge bu sefer duvarın üstüne düşmüş, orayı yalayıp geçiyor, yalayıp geçiyor.' -A. Ağaoğlu.

97

yalayıp yutmak

1) iştahla yemek; 2) mec. kötü bir davranış, söz karşısında ses çıkarmamak, kabullenmek.

167

yalaz yalaz yanmak

yüksek ateş içinde bulunmak: 'Kendisinin bizzat itiraf ettiği gibi yalaz yalaz yanıyordu.' -E. E. Talu.

97

yalelli gibi

usanç verecek biçimde sürüp giden (iş, konuşma vb.).

36

yalı kazığı gibi

uzun boylu ve iri kemikli (kimse).

100

yalın ayak, başı kabak

çok perişan bir kılıkta: 'İçinde yaz kış, bir don bir gömlekle yalın ayak, başı kabak bir adam oturur.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

104

yallah çekmek

kovmak.

98

yallah etmek

atma, yollama vb. işleri hızla yapmak.

35

yalpa vurmak

1) rüzgâr, deniz ve yolun durumu dolayısıyla deniz taşıtları iki yana sallanmak; 2) iki yana eğilerek yürümek: 'Kendisi siyah astragan kürkünün içinde sağa sola hafif bir yalpa vuruyordu.' -H. E. Adıvar. 3) dağılmak, sağa sola yayılmak: 'Ara sıra, çatlak bir nara, dağdan dağa yalpa vuruyor.' -Y. Z. Ortaç.

105

yalvar yakar olmak

çok yalvarmak: 'Hasta olurlarsa hastaneye götürür, doktorlara, hademelere yalvar yakar olurmuş.' -R. N. Güntekin.

108

yama gibi durmak

bulunduğu yere uymamak, eklendiğini belli etmek.

105

yama vurmak

delik, yırtık veya eski bir yere yama koymak, yama koyarak onarmak: 'Hacının kız kardeşi bir çoraba yama vuruyordu.' -R. Enis.

36

yamuk yapmak

birine karşı yanlış davranmak.

101

yan bakmak

1) beğenmeyerek veya düşmanca bakmak; 2) kötü niyet beslemek: 'Kim ona yan bakarsa kemiklerini kırar, anasını ağlatırım.' -H. E. Adıvar.

42

yan basmak

1) bir işte aldanmak; 2) dürüst davranmamak, kaypaklık etmek.

98

yan çizmek

tkz. bir işten kaçmak: 'Bir görev olmasına karşın, biz bu göreve yan çizmeyi yeğliyoruz.' -S. İleri.

114

yan gelip oturmak (yatmak)

yan gelmek: 'El âlem kaloriferli konaklarda yan gelip otururken sen işte böyle tir tir titrersin.' -Y. K. Karaosmanoğlu. 'Eloğlu erkenden ayaktadır. Bunca uygarlık yan gelip yatmakla elde edilmemiştir.' -H. Taner.

112

yan gelmek

bir işe karışmayarak rahatına bakmak, keyfince yaşamak: 'Köşke kurulalım; rahatımıza, keyfimize bakıp yan gelelim.' -S. M. Alus.

111

yan gözle bakmak

1) yan bakmak; 2) belli etmeden, göz ucuyla bakmak: 'Genç bir jandarma zabiti, sert bir eda ile geçiyor, yan gözle bana bakıyordu.' -R. N. Güntekin.

99

yan pala Zeydün

tkz. ve alay birinin, yeni bir durum karşısında ne yapacağını kestiremeyerek şaşkınlık geçirdiğini anlatmak için kullanılan bir söz: '... bütün görevlileri yan pala Zeydün, hepimiz ve her şey eski hamam, eski tas...' -T. Buğra.

101

yan tutmak

taraflardan yalnızca birini desteklemek, yansız davranmamak.

105

yan yan bakmak

1) göz ucuyla bakmak: 'İhtiyar kadın yan yan torununa bakıyordu.' -M. Yesari. 2) kin, nefret veya öfke ile bakmak.

35

yan yatmak

1) yana doğru çok eğilmek; 2) sağa veya sola doğru eğilerek devrilmek: 'Batık gemi on kulaçta yan yatıyordu.' -Halikarnas Balıkçısı.

98

yana yana istemek

ısrarla, içtenlikle dilemek: 'Bir babam olduğunu, nasıl yana yana istediğini size anlatamam.' -M. Ş. Esendal.

104

yanağına kan gelmek

yüzü daha canlı ve renkli olmak, iyi beslenmekten dolayı gürbüz görünmek.

105

yanağından kan damlamak

çok sağlıklı olduğu benzinden anlaşılmak: 'Sağımızdaki, yanağından kan damlayan iri Çerkez'i gösterdim.' -Ö. Seyfettin.

38

yandı gülüm keten helva

'kaçırılmış bir fırsat' anlamında kullanılan bir söz.

40