Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

yangın bacayı sarmak

durum olağanüstü kötüye gitmek.

99

yangın yerine dönmek

çok kalabalıklaşmak.

107

yangına körükle gitmek

gerginliği, uzlaşmazlığı artıracak biçimde davranmak: 'Bey, bana teselli verecek yerde sen de yangına körükle gidiyorsun.' -H. R. Gürpınar.

109

yangına vermek

tutuşturmak, bir şeyi bilerek yakmak.

41

yangından mal kaçırır gibi

bir işte gereksiz telaş ve ivedilik göstererek, herkesten saklamaya çalışarak.

50

yangını körüklemek

gerginliği, anlaşmazlığı artırmak.

105

yanık kokmak

1) is kokmak; 2) ortalıkta bir şeyin yandığını anlatan koku bulunmak.

101

yanılgıya düşmek

bilmeden bir yanlışlık yapmak: 'Eski bakan bir yanılgıya düşmüştü.' -Ç. Altan.

103

yanına almak

1) yanında çalıştırmak: 'Ben seni yanıma alayım ama çok para veremem.' -Ö. Seyfettin. 2) geçimini sağlamak için yanında bulundurmak: Annesini yanına almış. 3) beraberinde götürmek.

44

yanına bırakmamak (koymamak)

cezasız bırakmamak, öç almak: 'Böylece yaptıklarını yanlarına bırakmamış olacağım, insanlar neden öldürüldüğümüzü anlayacaklar.' -A. Ümit.

103

yanına kâr kalmak

cezasız kalmak: 'Galiba bu tarihî günün yüzü suyu hürmetine Beyoğlu'nda sürtüp durmaları yanlarına kâr kaldı.' -H. Taner.

115

yanına salavatla varılmaz

1) çok pahalı olan şeyler için kullanılan bir söz; 2) kibirli, gururlu kimseler için kullanılan bir söz; 3) çok öfkeli kimseler için söylenen bir söz.

53

yanına salavatla yaklaşılmak

birini yanına gitmekten korkmak, çekinmek: 'Biliyorum, yarın bu kâğıtları yazanların da yanlarına salavatla yaklaşılacak.' -A. Ağaoğlu.

42

yanında olmak

desteklemek, yardımcı olmak.

110

yanıp durmak

pişman olmak: 'Herife bir tokat yahut bir yumruk yerleştiremediğine bile yandı durdu.' -P. Safa.

111

yanıp tutuşmak

1) güçlü bir aşk ile sevmek; 2) bir şeyi elde etmek için güçlü bir istek duymak: 'Her şeyden önce bir bakanlık koltuğuna kurulmak ihtirasıyla yanıp tutuştuğunu ve oraya varmak için her vasıtayı mübah saydığını sezip anlamamış mıydı?' -Y. K. Karaosmanoğlu. 3) elde edemediği bir şey için büyük üzüntü duymak: 'Fabrikayı boşaltmaları için dışarıdan çağrı yapılırken kaçma arzusuyla yanıp tutuşanlar oldu.' -L. Tekin.

115

yanıp yakılmak

sızlanmak, şikâyet etmek: 'Ali Safa Bey bir şeye çok yanıp yakılıyordu, işini daha gizli görebilirdi.' -Y. Kemal.

45

yanıt hakkı doğmak

cevap hakkı doğmak: 'Anlamamı istediler. Yanıt hakkı doğarmış, bu da gereksiz dediydim dediydin meselesine götürürmüş işi.' -N. Meriç.

48

yanıt vermek

yanıtlamak, cevaplamak.

47

yankı uyandırmak

bir olgu çevrede duygusallık, düşünce, dedikodu gibi tepki yapmak: 'Memleket dışında bile birtakım yankılar uyandırmaya başlamıştı.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

106

yanlış çıkmak

yanlış olduğu anlaşılmak.

104

yanlış kapı çalmak

isteğinin yapılmayacağı, yersiz sayılacağı bir yere başvurmak.

45

yanlışını çıkarmak

yanlışını bulup göstermek.

102

yanlıştan dönmek

bir işte yapılanın yanlış olduğunu anlayıp yeni bir uygulamaya geçmek.

66

yapıp etmek

hlk. yapmak.

40

yapma (yapma yahu)

şaşılacak durumlarda 'öyle mi, doğru mu, gerçek mi?' gibi anlamlar bildiren bir söz: Onca yolu iki saatte almışlar. -Yapma!

120

yapmadığı kalmamak

1) kendisi için zararlı olan birçok iş yapmak; 2) yapmadığını bırakmamak.

108

yapmadığını bırakmamak

elinden gelen her türlü kötülüğü yapmak.

106

yaprak gibi titremek

aşırı titremek: Bütün vücudu yaprak gibi titriyordu.

105

yaprak oynamamak (kıpırdamamak)

hava rüzgârsız, çok durgun olmak.

49