Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

yiyim yeri etmek (yapmak)

bir yeri kendi çıkarına kullanmak: 'Şimdi de mahalle bakkallığını mı yiyim yeri yaptın?' -Ö. Seyfettin. 'Bir sürü halayık ve hizmetçiden başka takım takım fakir akrabalar, paşayı yiyim yeri etmiş.' -R. N. Güntekin.

101

yiyip bitirmek

1) tüketmek; 2) onmaz duruma getirmek, yıkımına sebep olmak; 3) sürekli olarak tedirgin etmek, üzmek, hırpalamak.

100

yiyip içmek

karın doyurmak, beslenmek.

104

yoğurt çalmak

yoğurt yapmak için süte yoğurt mayası koymak: 'Ana, inek sağar; yoğurt çalar, yayık vurur.' -T. Buğra.

103

yoğurt gibi

koyu ve katılaşmış (nesne).

109

yok ananın örekesi

argo saçma bir söze karşı verilen karşılık: 'Dünya yuvarlakmış... Yok ananın örekesi.' -H. R. Gürpınar.

95

yok canım

1) 'öyle şey olmaz, hayır, inanmayın' anlamında kullanılan bir söz: 'Yok canım, ben belediye taraflısı değilim. Sizden yanayım.' -M. Ş. Esendal. 2) 'sahi mi, öyle mi?' anlamında kullanılan bir söz.

105

yok devenin başı (pabucu veya nalı)

tkz. çok abartılı bir söz karşısında kullanılan bir söz: İki saatte ağaç yetiştireceklermiş. -Yok, devenin başı!

102

yok etmek

1) ortadan kaldırmak, ifna etmek, izale etmek; 2) mec. varlığına son vermek: 'Kurtulmak için ya yok olmalı ya yok etmeli.' -A. İlhan.

50

yok olmak

1) ortadan kalkmak, kaybolmak; 2) mec. varlığı sona ermek: 'Bir umuttur yok olmaya karşı az çok hazırlıklı olmak.' -B. Necatigil.

102

yok satmak

bir mal, çok satıldığı için çabucak tükenmek.

113

yok yok

1) 'ne istersen var' anlamında kullanılan bir söz: Bu mağazada yok yok. 2) 'hayır hayır!' anlamında kullanılan bir söz: Yok yok, gidelim!

36

yoksulluk çekmek

sürekli yoksulluk içinde bulunmak: 'O hep faydasız üzüntüler duyar, sıradan arzularla, varlıklar içinde, yoksulluklar çekerdi.' -A. Ş. Hisar.

101

yoksun bırakmak (etmek, kılmak)

yoksun duruma getirmek, bir şeyin yokluğunu çektirmek: 'Sözlerimi dinlediler ve öyle cimrileştiler ki kendilerini bile bir lokma yemekten yoksun bıraktılar.' -N. Hikmet.

92

yoksun kalmak

sahip olunan bir şeyi kaybetmek, kullanamamak: 'Ben de kendimi, köklerinden yoksun kalmış herkesin düştüğü o sefahat âleminin gergin tekdüzeliğine bırakmıştım.' -R. Mağden.

95

yoksun olmak

belli bir şeye, sahip olamamak: 'Kadın konularında sağduyudan hayli yoksun oluşu kalıtımsaldı.' -R. Erduran.

97

yoktan var etmek

yaratmak, ortaya çıkarmak: 'Ama bu düşmanları kendisi âdeta çalışarak hazırlar, yoktan var ederdi.' -Y. Z. Ortaç.

103

yol açmak

1) yol yapmak; 2) kapanmış olan yolu geçilir duruma getirmek; 3) kalabalık bir yerde genellikle saygıdeğer bir kişinin geçmesi için insanları kenara çekip yol vermek; 4) mec. bir olayın sebebi olmak: 'Seniha'nın bu hareketi türlü türlü tefsirlere yol açtı.' -Y. K. Karaosmanoğlu. 5) mec. davranışlarıyla başkalarına örnek olmak: 'Bize yol aç, erkân göster; yollar aç bize de, biz de adam sırasına girelim.' -K. Korcan.

100

yol almak

yolda ilerlemek: 'Hayatta epeyce yol almış, çoluk çocuğa karışmış bir münevver olarak sürüden ayrılmaya korkuyordu.' -R. N. Güntekin.

44

yol aramak

çare bulmaya çalışmak.

111

yol ayrımına gelmek

1) yolların birbirinden ayrıldığı yerde bulunmak; 2) mec. farklı düşünce, görüş ve ülkü yüzünden birbirinden ayrılmak: 'Seksen iki yılı birlikte yürümüş, yol ayrımına gelmişlerdi nihayet.' -A. Kulin.

88

yol bulmak

çare bulmak.

118

yol çizmek

bir konuda plan yapmak: 'Bütün günlerimiz için kendimize bir yol çizer, sonra her gün bunun aksine hareket ederiz.' -A. Ş. Hisar.

47

yol gitmek

yolda ilerlemek.

118

yol görünmek

gitmek gerekmek.

109

yol göstermek

1) kılavuzluk etmek, yolu bilmeyene anlatmak, tarif etmek: 'Elinde güçlü bir çıra vardı, onu yüksekte tutarak yolculara yol gösteriyordu.' -N. Araz. 2) mec. ne yapılacağını, nasıl davranılacağını öğretmek: 'Biz benzincinin istihkakını düşeriz, siz de benzini alırsınız diye yol gösterirler.' -M. Ş. Esendal.

43

yol gözlemek

1) bir şeyin olmasını ummak; 2) bir kimsenin gelmesini beklemek.

47

yol iz bilmek

1) gideceği yolu ve yeri bilmek; 2) görgülü davranmak.

41

yol kesmek

1) geçmesine engel olmak, durdurmak: 'Senin yolunu kesecek, engel olacak değilim.' -M. Yesari. 2) ıssız yerlerde soygunculuk yapmak; 3) motor vb. hızını azaltmak, devrini düşürmek: 'Motorun yanaşmasını bekliyorum, yol kestiği için şimdi hiç gürültü etmiyor.' -Z. Selimoğlu.

128

yol şaşmak

esk. yol çatallaşıp karışmak.

31