Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

yerinde duramamak

1) sürekli kıpırdamak; 2) içi içine sığmamak: 'En ufak bir şeyden sevinir, yerlerinde duramaz olurlar.' -N. Cumalı.

111

yerinde kalmak

1) başka yere gitmemek; 2) makam veya aşama değişmemek: 'Bu keyif düşkünü memurlar suya sabuna dokunan işlere karışmadıklarından senelerce yerlerinde kalırlar.' -R. H. Karay.

38

yerinde olmak

1) uygun olmak; 2) tamam olmak, iyi durumda bulunmak.

95

yerinde saymak

1) yürür gibi yaparak hep aynı yerde, sürekli olarak ayağın birini kaldırıp birini basmak; 2) mec. ilerleyememek, gelişememek, değişememek: 'Bu yerinde sayan kafamıza ne ad takmalı?' -F. R. Atay.

115

yerinde su çıkmak

haklı bir sebep olmadan yerini bırakanlara veya bırakmak isteyenlere kınama ve engelleme amacıyla söylenen bir söz.

38

yerinde yeller esmek

artık bulunmamak, yok olmak.

102

yerinden fırlamak

oturulan yerden hızla kalkmak.

94

yerinden oynamak

1) yerinden ayrılmak; 2) coşkulu, gürültülü, karışık bir zaman yaşamak: 'Sol cenah uzun ve merhametsiz gülleler altında yerinden oynuyor.' -F. R. Atay.

36

yerinden oynatmak

başka yere kaldırmak, yerini değiştirmek.

106

yerine geçmek

1) görevden ayrılan birinin yerini almak; 2) bulunmayan bir nesnenin veya kavramın yerine kullanılabilmek.

46

yerine gelmek

1) yapılmak, olmak: İsteğiniz yerine geldi. 2) eski duruma dönmek: Sağlığım yerine geldi.

106

yerine getirmek

1) istenileni, gerekeni yapmak: 'Sırf iri, kara gözlerindeki endişe dinsin diye, itiraz etmeden her isteğini yerine getirdim.' -N. Uygur. 2) eski duruma döndürmek; 3) ifa etmek: 'Şirket su veremeyecekse taahhüdünü yerine getirmediği için dağıtılır.' -N. Hikmet.

41

yerine koymak

1) gibi görmek, saymak: 'Hem de yetişkin, yosma bir kadın beni erkek yerine koymuştu.' -N. Cumalı. 2) yitirilen, elden çıkan bir şeyin, benzerini veya eşini sağlamak: Kaybolan kitaplarımı yerine koyamadım.

101

yerine oturmak

1) iyi yerleşmek; 2) bir durum, bir düşünce vb. benimsenmek, yaygın duruma gelmek, yerleşmek.

100

yerini almak

yerine geçmek: 'Öğretim ve öğrenim yerini de ister istemez politik tartışmalar almıştı.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

103

yerini beğenmek

bitki yerini gelişmesine çok uygun bulmak.

103

yerini bulmak

1) uygun olan yerde olmak: Depremden sonra gönderilen battaniyeler yerini buldu. 2) kendine yakışan makamı, durumu bulmak.

97

yerini doldurmak

1) görevini başarı ile yapar olmak; 2) görevinden ayrılan birinin yerine gelen kişi, önceki görevli kadar başarılı olmak.

109

yerini ısıtmak

bir yerde uzun süre kalmak: 'Yeni nazır olmuşsun, yerini ısıtmaya bakacaksın, yüzyıllardır düzelmemiş işleri düzeltecek değilsin ya!' -M. Ş. Esendal.

33

yerini sevmek

yerini beğenmek.

45

yerini yapmak

bir şey elde etmek amacıyla girişimde bulunmak.

100

yerle beraber

yer düzeyinde.

102

yerle bir etmek

temeline kadar yok etmek, tahrip etmek: 'Ali bütün karargâhı yerle bir edecek bu korkunç alete bakmak istedi.' -Ö. Seyfettin.

101

yerle gök bir olsa

'sonu ne olursa olsun' anlamında kullanılan bir söz.

93

yerle yeksan etmek

yerle bir etmek.

100

yerlerde sürünmek

çok perişan, acınacak bir durumda bulunmak.

103

yerlere geçmek

çok utanıp sıkılmak veya kahrolmak: 'O kahkaha nöbetlerinden birini tatmak üzere olduğunu hissediyor, yerlere geçiyordum.' -R. N. Güntekin.

110

yerlere kadar eğilmek

aşırı saygı göstermek.

103

yerleri süpürmek

saç, etek, paça çok uzun olmak.

98

yerli yerinde olmak

1) eskiden olduğu yerde bulunmak: '... birçok yalılar ve köşklerse ... şimdi sazları ve sözleri susmuş olmakla beraber yine yerli yerindeydi.' -A. Ş. Hisar. 2) uygun, yakışır olmak.

35