Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

yol tepmek

çok uzun bir süre yürümek: 'Adam onca yolu tepip buraya dek gelmiş.' -T. Oflazoğlu.

111

yol tutmak

bir yoldan kimseyi geçirmeyecek biçimde düzen kurmak.

110

yol vermek

1) geçmesine izin vermek: 'Hafif sağ yapıp askerî bir kamyona yol verdi.' -A. İlhan. 2) hızını artırmak; 3) işten çıkarmak, işine son vermek: 'Mademki bu işi yapamıyorsun, o hâlde başka işimiz yok derler, bana yol verirler.' -O. Kemal.

102

yol vurmak

esk. yol kesmek.

93

yol yakınken

sezilen veya beliren kötü duruma düşmeden: 'Bizimle birlikte gelmesinler. Yol yakınken başlarının çaresine baksınlar.' -M. Ş. Esendal.

33

yol yapmak

1) yol oluşturmak: 'Geçen köylünün, arabanın, sürünün izi buraları yol yapmıştır.' -R. H. Karay. 2) kandırmaya çalışmak, avutmak.

111

yol yürümek

yolda gitmek.

116

yola (yollara) düşmek

yola çıkmak, yol almaya başlamak: 'Yâre gidecek günümdür / Düşem yollara yollara' -Erzurumlu Emrah.

34

yola (yoluna) koyulmak

yola düzülmek: 'Rüzgâr, karanlığı karıştırır gibi garip bir ahenk içinde eserken biz de yolumuza koyulduk.' -H. E. Adıvar.

109

yola çıkmak

1) araca binmek üzere yolüstünde durmak; 2) bir yere varmak için bulunduğu yerden ayrılarak yolculuğa başlamak, harekete geçmek: 'Yola öğle yemeğinden sonra çıktık.' -S. Kocagöz. 3) herhangi bir şeyi esas almak, oradan başlamak: 'Bir roman konusundan yola çıkarak Salâh Birsel'in 'Dört Köşeli Üçgen'iyle Orhan Kemal'in 'Murtaza'sı arasında bir akrabalık kuruverdi.' -S. İleri.

122

yola dizilmek

yol kenarında sıralanmak: 'Başında bir tavus tuğ gibi çamlar / Yollara dizilmiş tığ gibi çamlar' -Z. Ö. Defne.

93

yola düzülmek

gidilecek yere doğru yola çıkmak: 'Güneş doğarken yola düzüldük.' -R. Mağden.

109

yola gelmek

istenilen biçimde davranışı kabullenmek, düzelmek, uslanmak.

53

yola getirmek

birinin bir konudaki ters tutumunu düzeltmek: 'Her karşısına çıkışta ona nasihat eder, bazen sert söyler, bazen tatlı tatlı yola getirmeye çalışır.' -H. Pulur.

101

yola gitmek

yolculuğa çıkmak.

38

yola revan olmak

esk. yola çıkmak.

105

yola vurmak

hlk. 1) yolcu etmek, uğurlamak; 2) yola koyulmak.

41

yola yatmak

yola gelmek: 'Birden kabarırsın, sonra yola yatarsın.' -H. R. Gürpınar.

35

yolcu etmek

yola çıkanı uğurlamak: 'Saat dörtte Vedat'ı yolcu etmiştik.' -A. Erhat.

106

yolda kalmak

kaza, doğal afet vb. sebeplerden olayı yolda ilerleyememek, gideceği yere varamamak.

51

yoldan (yolundan) kalmak

gidilmek istenen yere gidememek.

107

yoldan çevirmek

gideni durdurmak, gitmesine engel olmak.

42

yoldan çıkmak

1) belli bir yol izleyen taşıtlar herhangi bir sebeple yolundan ayrılmak, gitmez olmak; 2) mec. doğru yoldan ayrılmak.

50

yollara dökülmek

kalabalık hâlde yolda olmak: 'İhtiyar annemle büyük dayım, uslanmak bilmeyen okul kaçağını aramak için yollara dökülmüşlerdi.' -R. N. Güntekin.

47

yolları ayrılmak

iki kişi veya topluluk arasında görüş, düşünce ayrılığı ortaya çıkmak, ayrı görüş ve düşünceleri benimsemek: 'Hayata beraber başladığımız / Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir' -C. S. Tarancı.

115

yolları tutmak

geçecek kimselere engel olmak, bırakmamak.

108

yolsuz kalmak

parasız kalmak.

103

yolu (yolunu) şaşırmak

yanlış yola sapmak: 'Yollar ıssızdı, el ayak çekilmişti, sokaklarda yolu şaşırdım.' -Halikarnas Balıkçısı.

108

yolu açık olmak

bir iş, önünde engel olmamak.

113

yolu açmak

yolda geçişi önleyen engelleri kaldırmak.

105