Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

yukarıdan almak

yumuşaklık göstermemek, ağır önerilerde bulunmak, sert davranmak.

102

yuları birinin elinde olmak

bir kimsenin davranışları birinin denetiminde, yönetiminde olmak.

111

yuları ele vermek (kaptırmak)

birinin sözünden çıkmayacak duruma gelmek, kendi iradesiyle davranmamak.

101

yuları takmak

birini sözünden çıkamayacak duruma getirmek, egemenliği altına almak: 'O da sana er geç yuları takar, benden beter olursun.' -R. N. Güntekin.

98

yuları teslim etmek

yuları ele vermek.

116

yumruğuna güvenmek

isteklerini yaptırmak için yalnızca bedensel gücüne güvenmek.

101

yumruk atmak (indirmek)

yumrukla vurmak.

44

yumruk gibi

yumruk büyüklüğünde.

38

yumruk göstermek

korkutmak, gözdağı vermek.

41

yumruk kadar

1) çok iri, büyük: 'Yemek yemek için kıyı kumsalına çıkmış, orada ona yumruk kadar bir örümcek musallat olmuştu.' -Halikarnas Balıkçısı. 2) küçücük: 'Yumruk kadar çocukcağızı tek başına trene oturtamaz ya...' -R. H. Karay.

50

yumruk yumruğa gelmek

yumruklaşmak.

46

yumurta kapıya dayanmak (gelmek)

yapılacak iş için zaman çok daralmak.

54

yumurtadan daha dün çıkmış

'bilgiçlik taslayan toy kimse' anlamında kullanılan bir söz.

45

yumurtaya kulp takmak

bahane bulmakta usta olmak.

113

yumurtayı çalkamak

hayvan, üstüne oturduğu yumurtayı çevirmek.

102

yunmuş arınmış (yıkanmış)

1) yıkanıp temizlenmiş; 2) mec. suçu olmayan.

109

yurt edinmek (tutmak)

bir yeri kendisine, ailesine yurt olarak kabul etmek, vatan tutmak.

103

yuva kurmak

evlenmek: 'Âşıksak, âşık olduğumuz gençle, yalnız onunla bir yuva kurmak istiyorsak, o kapı da her şeye karşın hâlâ ve hep açıktı.' -A. Ağaoğlu.

109

yuva yapmak

1) yuva hazırlamak, yuva oluşturmak; 2) evlenmek: 'Hâlbuki genç bir kızla yuva yapmak, ölünceye kadar bahtiyar yaşamak için...' -Ö. Seyfettin.

96

yuvarlak konuşmak

bir şeyin ayrıntılarını gereği gibi belirtmeden genel konuşmak: 'Yuvarlak konuşmayı bırak da söyleyeceğini açıkça söyle diye hatibe müdahale etti.' -H. Taner.

106

yuvarlanıp gitmek

1) eldeki imkânlarla geçinmek: 'Biz işte aile gibi bir şeyiz burada, büyük hanımı da kendimize uydurduk, yuvarlanıp gidiyoruz.' -R. N. Güntekin. 2) birdenbire ölmek.

113

yuvasını bozmak

aile düzenini dağıtmak.

104

yuvasını dağıtmak

kurulu ev düzenini bozmak.

106

yuvasını yıkmak

1) birinin eşinden boşanmasına sebep olmak; 2) biri eşinden ayrılarak kendi aile düzenini yok etmek.

105

yuvayı yürütmek

evlilik birliğini sürdürmek: 'Yuva kurma, yuvayı yürütme sorumluluğu yine benim üstümdeydi.' -C. Uçuk.

105

yük altına girmek

ağır bir görevi üzerine almak.

112

yük vurmak

hayvana yük yüklemek.

103

yüksek oynamak

kumar ve şans oyunlarına çok para ile katılmak.

99

yüksek perdeden konuşmak

1) yüksek sesle konuşmak; 2) meydan okurcasına sert konuşmak; 3) yapılması güç şeyleri gerçekleştirebilecekmiş gibi abartmalı konuşmak: 'Güya bütün memleket arkamızda imiş gibi yüksek perdeden konuşmaya başlamıştık.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

49

yükseklerde dolaşmak

elde edilmesi güç şeyler istemek.

105