Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

beyaz sayfa açmak

bir konuda geçmişi unutarak geleceğe umutla bakmak.

36

beyaza çekmek

yazıyı temize çekmek: 'Dört satırlık bir beyaza çekmek için de kan terlere batar.' -H. R. Gürpınar.

89

beyin yıkamak

ruh b. insanı, kendine özgü düşünce ve dünya görüşüne yabancılaştırmak, başka yönde düşünür ve davranır duruma getirmek amacıyla çeşitli yollarla etkilemek.

88

beyni atmak

tepesi atmak.

36

beyni bulanmak

1) sersemlemek, düşünemez olmak; 2) kötü bir şey sezinlemek.

34

beyni karıncalanmak

zihin yorgunluğundan düşünemez olmak.

96

beyni kaynamak

aşırı sıcaktan sersemlemek, bunalmak: 'Kızgın güneşin altında bütün gün beynim kaynıyor.' -O. Kemal.

107

beyni sıçramak

aklı başından gitmek: 'Akşam eve gelip de heykelin başını boyun yerinden çatlamış ve güzelim mermer başlığı tuzla buz olmuş görünce beynim sıçradı.' -H. Taner.

101

beyni sulanmak

düzgün düşünemez olmak, bunamak: 'Beyni sulanan bu ayyaş, iğrenç mahluku onlara anlatmakta ne fayda olabilirdi.' -M. Yesari.

98

beyninde şimşekler çakmak

1) çok üzülmek, sarsılmak; 2) zihninde birden bir düşünce doğmak.

101

beyninden vurulmuşa dönmek

beklenmedik bir durum karşısında olağanüstü bir üzüntü ve şaşkınlığa uğramak: 'Bu satırları okuyunca Mustafa beyninden vurulmuşa döndü.' -E. Bener.

98

beynine girmek

herhangi bir konuda birisini yönlendirmek, ikna etmek.

42

beynine vurmak

içki etkisiyle ne yaptığını bilemez duruma gelmek.

96

beynini dağıtmak

öldürmek.

94

beynini kemirmek

rahatsızlık vermek, huzurunu kaçırmak: 'İşte birkaç zamandır beynini kemiren şüphe: Ben deli miyim?' -H. R. Gürpınar.

100

bez bağlamak

1) bebeklere altlarını kirletmesinler diye bez koymak; 2) dileğin yerine gelmesi ümidiyle yatıra bir parça çaput veya eski kumaş parçası bağlamak.

97

bezginlik getirmek

usanmak, bıkmak.

103

bezini yıkamak

1) bebeklerin altına bağlanan bezi temizlemek; 2) mec. çok emek sarf etmek: Ben senin az mı bezini yıkadım.

100

bıçak altına yatmak

ameliyat olmak.

105

bıçak atmak

1) bir hedefe bıçak fırlatmak; 2) bıçaklamak; 3) ameliyat etmek.

104

bıçak bıçağa gelmek

bıçakla birbirine saldıracak kadar zorlu kavga etmek.

97

bıçak çekmek

üzerindeki bıçağı birden eline alarak birine saplamaya hazırlanmak: 'Köy delikanlılarının bıçak çekmeye elleri bile değmedi.' -M. Ş. Esendal.

97

bıçak gibi

ince, keskin.

104

bıçak gibi kesilmek

söz, konuşma, sohbet birden bitmek, duruvermek: 'Bu tatlı sohbetin arasında kapı çalındı, lakırtıları bıçak gibi kesildi.' -H. E. Adıvar.

91

bıçak gibi kesmek

1) çok keskin olmak; 2) birdenbire ve tamamen ortadan kaldırmak.

48

bıçak gibi saplanmak

sancı, ağrı birden ve güçlü olarak gelmek.

111

bıçak kemiğe dayanmak

çekilen sıkıntı artık katlanılamayacak bir duruma gelmek: 'Bıçak kemiğe dayandı mı başkaldırır, canını sakınmaz, hakkını ister.' -A. Ağaoğlu.

109

bıçak silmek

bir işi bitirmek.

117

bıçak suyu kesiyor

'çok körleşmiş' anlamında kullanılan bir söz.

104

bıçak vurmak

1) bıçakla kesmek; 2) bıçaklamak.

116