Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

burnuna karıncalar dolmak

ölmek: 'Bundan sonra müteahhit eline çay verenin burnuna karıncalar dolsun!' -A. Dino.

102

burnuna koymak

aldırış etmek, göz önünde tutmak, değer vermek, kale almak: 'Oğlan mahalle arkadaşlarıyla samimi idi. Kızsa ne anasını ne babasını ne de kardeşlerini burnuna kor, bu mahalle ve bu mahalleliden nefret ederdi.' -O. Kemal.

107

burnunda tütmek

çok özlemek: 'Benim Nazlılarım, Gülizarlarım hatta Ethemlerim burnumda tütmeye başladı.' -O. C. Kaygılı.

39

burnundan (fitil fitil) gelmek

elde ettiği güzel şey, sonradan gelen üzüntüler üzerine kendisine zehir olmak: 'Sabahki o tatlı eğlentiler şimdi fitil fitil burnumdan gelmeye başladığı için bugün buralara geldiğime bin kere pişman oluyordum.' -O. C. Kaygılı.

102

burnundan düşen bin parça olmak

çok asık suratlı olmak.

115

burnundan gelmek

iyi niyetle girişilen bir işten beklenen sonuç alınamadığından dolayı sıkıntı içinde olmak.

101

burnundan getirmek

yaptığına pişman etmek: 'Hele onu bir elime geçireyim, görürsün, burnundan getireceğim.' -H. Topuz.

112

burnundan kıl aldırmamak

kendisine söz söyletmemek, çok huysuz olmak.

75

burnundan solumak

çok öfkelenmiş olmak: 'İnliyor, göz süzüyor, burnundan soluyarak konuşuyordu.' -M. Ş. Esendal.

116

burnunu çekmek

1) sümüğünü çekmek: 'Madam, küçük bir çocuk gibi burnunu çekerek eliyle içerideki odayı gösteriyor.' -A. Ümit. 2) mec. umduğunu bulamamak, amacına ulaşamamak.

95

burnunu kırmak

birini güç durumda bırakarak büyüklenmesini veya direnişini yok etmek.

47

burnunu sıksan canı çıkacak

çok zayıf ve güçsüz kimseler için kullanılan bir söz: 'Nerdee iş nerede. Bizimkinin ağzını bıçak açmıyor. Burnunu tutsan canı çıkacak.' -O. Kemal.

103

burnunu sürtmek

sıkıntı çektikten sonra daha önce beğenmediği bir durumu kabul etmek, gururundan vazgeçmek: 'Hadisat şimdi burnunu da sürtmüş olduğundan ilk karısına karşı iyi davranıyordu.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

101

burnunun dibine sokulmak

çok yaklaşmak, iyice yaklaşmak.

44

burnunun dikine (doğrusuna) gitmek

öğüt dinlemeyerek kendi bildiği gibi davranmak: 'Soruların yanıtlarını buldum mu ne gezer ama nedense aptal kafam burnunun dikine gitmeyi sürdürdü.' -A. Ümit.

45

burnunun direği kırılmak (düşmek)

çok pis bir koku duyarak tedirgin olmak.

105

burnunun direği sızlamak

maddi veya manevi çok acı duymak, çok üzülmek: 'Burnunun direği sızlaya sızlaya evini özlemektedir.' -R. N. Güntekin.

106

burnunun direğini kırmak

çok pis bir koku yayarak tedirgin etmek: 'Tezek kokusu burnumun direğini kırmış, ciğerime işlemişti.' -B. R. Eyuboğlu.

113

burnunun ucunu görmemek

1) çok sarhoş olmak; 2) dalgın, dikkatsiz olmak.

49

burnunun yeli harman savurmak

1) büyüklenmek, kibirlenmek; 2) çok öfkelenmek.

114

burnunun yeli kırılmak

öfkesi yok olmak: 'Vazgeçin, dedi Nuh, kızlara yazık... Niye yazık olsun? Burnunun yeli kırılır, cart curt edemez millete!' -O. Kemal.

97

burun buruna gelmek

1) beklenmedik bir anda karşılaşmak, birbirlerine çok yaklaşmak: 'Nabi Efendi, merdivenleri yorgun yorgun çıkarken sofada karısıyla burun buruna geldi.' -M. Yesari. 2) karşısında hissetmek: 'O kadar gururlu bir tavrı vardı ki onu ilk kez gören birisi, bu kişinin az önce ölümle burun buruna geldiğini düşünemezdi.' -N. Hikmet.

113

burun bükmek

beğenmemek, önem vermemek: '... şöyle demiştim, böyle yapmıştım, diyene burun büker.' -Y. K. Beyatlı.

108

burun kıvırmak

önem vermemek, küçümsemek, beğenmemek: 'Açıkçası durmadan yakınan o kadınlara burun kıvırdım.' -A. Ağaoğlu.

97

burun şişirmek

kibirlenmek.

107

burun yapmak

üstünlük taslamak.

114

burusu tutmak (tutulmak)

sancılanmak: 'Ben evin içinde zaten burusu tutulanlardan bahsedildiğine pek çok defalar müsadif olmuştum.' -H. Z. Uşaklıgil.

104

buyruğu altına girmek

bir kimse başka bir kimsenin isteklerini ister istemez yerine getirmek zorunda olmak.

98

buyur etmek

1) buyurun diyerek konuğu saygı ile içeri almak: 'Soldaki bahçeli kahveye buyur ettim.' -S. F. Abasıyanık. 2) sofraya çağırmak: 'Aliş'e de buyur ettiler, ekmek, peynir ve üzümden ibaret yemeklerini yemeye koyuldular.' -Halikarnas Balıkçısı.

42