Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

büyümüş de küçülmüş

konuşması ve davranışları yaşına uymayan, büyüklerinki gibi olan: 'Küçücük gözlü, çokbilmiş suratlı, büyümüş de küçülmüş, kavruk bir oğlandı.' -H. Taner.

107

büyüsüne kapılmak (tutulmak)

bir şeyin, bir kimsenin çekiciliğinden kurtulamamak: 'Durup durup başıma gelenlerin büyüsüne kapılıyordum.' -O. Pamuk.

105

büzülüp oturmak (kalmak)

bir kenarda çekingen bir tavırla oturmak: 'Ankara'ya kadar bir köşeye büzülüp kaldım.' -A. Gündüz.

55

caddeyi tutmak

1) herhangi bir sebeple bir yoldan geçişi engellemek, kapamak; 2) argo korkulu bir durumda başını alıp gitmek, uzaklaşmak: 'Emine bağırarak caddeyi tutarken peşi sıra ötekiler de kalktılar.' -O. C. Kaygılı.

104

cadı gibi

1) saçı başı dağınık, tırnakları uzun ve pis (kadın); 2) çok becerikli.

105

cadı kazanı gibi kaynamak

dedikodu, kargaşa çok olmak.

104

cafcafından geçilmemek

her zaman ve her yerde gösteriş yapmak: Cafcafından geçilmiyor.

100

cahil kalmak

bilgi edinememek, bilgisi olmamak: 'Bu konularda yeni kuşağın yanında her zaman cahil kalmaya mahkûmuz.' -H. Taner.

97

caka satmak

gösteriş yapmak, çalım satmak: 'Askerliğin palavra ile olmadığını anladı ama hâlâ caka satıyor.' -H. E. Adıvar.

102

caka yapmak

gösterişli davranmak, fiyakalı durumda olmak: 'Baktım ki caka yapıyor, vesikayı el âleme göstere göstere eviriyor, çeviriyor.' -P. Safa.

103

cakasından geçilmemek

her zaman ve her yerde gösteriş yapmak: 'Dünyaları yakarım diyen, o cakasından geçilmeyen genç adamdan geriye bir enkaz kalmıştı.' -A. Ümit.

104

cakasını bozmak

çalımına engel olmak, böbürlenmesini boşa çıkarmak.

96

cam gibi

1) arkası görünen, saydam, şeffaf; 2) donuk, cansız (göz).

104

cama çıkmak

pencereden görünmek.

100

camadan vurmak

fazla rüzgâra karşı yelkeni kasmak.

32

camadanı fora etmek

bağları koyuverip kısılmış yelkeni açmak.

94

camı çerçeveyi indirmek

etrafı kırıp dökmek, her şeyi parçalayıp dağıtmak: 'Neden soğuk değil bu su diye hır çıkarıp camı çerçeveyi indiriyor.' -Ç. Altan.

103

cami olmak

toplamak, bir araya getirmek, bir arada bulundurmak: 'Umumi kütüphane, ilmin, edebiyatın her şubesine ait kitapları cami olmak lazım gelir.' -Z. Gökalp.

108

cami yıkılmış ama mihrabı yerinde

'yaşlandığı hâlde güzelliği bozulmamış (kadın)' anlamında kullanılan bir söz.

107

can alacak nokta (yer)

bir şeyin en önemli yeri: 'Bağırasım geldi ama bey kardeşim, bağıramadım bir türlü, kâfirin kızları oyunlarının tam can alacak noktalarına gelmişlerdi.' -N. Hikmet.

94

can alıp can vermek

ölüm sıkıntısı ve acısı içinde bunalmak.

100

can atmak

şiddetle arzu etmek, çok istemek: 'O zaman herkes böyle bir tecride can atardı.' -K. Korcan.

114

can baş üstüne

istenilen şeyin büyük bir memnunlukla yapılacağını anlatan bir söz.

94

can başına sıçramak

çok korkmak.

27

can beslemek

1) kaygısızca yiyip içip rahatına bakmak; 2) başkasının yiyeceğini, içeceğini sağlamak.

94

can borcunu ödemek

ölmek: 'Sırası gelince kendi paylarına düşen can borcunu da ödediler.' -M. Ş. Esendal.

36

can bulmak

dirilmek, canlanmak: 'Eylül sonunda ruhunu teslim eden heves / Can bulmak üzredir yeni baştan bahar ile' -F. N. Çamlıbel.

109

can cana, baş başa

1) bir tehlike anında herkesin kendi canının, kendi başının kaygısına düştüğünü anlatan bir söz: 'Gecenin karanlığında bütün bir mahalle donanma fişekleri gibi ateş almış. Sokaklarda herkes can cana, baş başa... Tulumbacı naraları, çığlıklar, borular.' -R. N. Güntekin. 2) birbirini seven iki kişi bir arada yalnız olarak.

100

can çekişmek

1) ölmek üzere bulunmak: 'Bir uzun can çekişme bunun her anı bence / İçimi sızlatan şey ölüm değil işkence' -F. N. Çamlıbel. 2) sona ermek, tükenmek, bitmek: 'Yazdığım satırlara bakarsanız manevi varlığımın can çekiştiğini görürsünüz.' -H. E. Adıvar.

102

can damarından yakalamak

1) konuya en önemli yerinden yaklaşmak; 2) birinin en zayıf noktasından yararlanmak.

110