Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

çaydan geçip derede boğulmak

büyük güçlükleri yenmişken önemsiz bir sebepten başarısızlığa uğramak.

115

çayı görmeden paçaları sıvamak

dereyi görmeden paçaları sıvamak.

44

çehre almak

tavır takınmak: 'Benimle yalnız kalınca yine bir nöbet ağlayıp sızlayacaklarını hissettiğim için çatkın bir çehre almıştım.' -R. N. Güntekin.

106

çehre etmek

surat etmek: 'Bir şeyim yok, asabım bozuk diye cevap veriyor, çehre ediyordu.' -R. H. Karay.

95

çehresi bozulmak

yüzü düşmek: 'İhtiyarın çehresi fena hâlde bozulmuştu.' -Ö. Seyfettin.

111

çek! (çek arabanı!)

hkr. 'git buradan!' anlamında kullanılan bir söz: 'Ben şimdi boya mı düşünüyorum? Çek arabanı şuradan diyecektim, diyemedim.' -O. V. Kanık.

108

çekeceği olmak

başına sıkıntılı çok iş gelecek olmak: Bu laf anlamaz ustadan çekeceğin var.

67

çeki taşı gibi

ağır ve kımıldamaz.

99

çekince koymak

bir karara katılmadığını belirtmek.

107

çekip almak

uzaklaştırmak, uğraşısına son vermek, koparmak: 'Beni tiyatrodan çekip alırken alıştığım yaşayışın giderlerini karşılayıp karşılayamayacağını sonradan anladım.' -N. Cumalı.

41

çekip çevirmek

hâle yola koymak, yönetmek: 'Zavallı madam, o sakat hâliyle nasıl çekip çevirsin bu eski binayı?' -A. Dino.

114

çekip gitmek

bırakıp gitmek, ayrılmak, savuşmak: 'Sırf bu parayı ödeyemiyorum diye çekip gitmesini bağışlamıyordu.' -T. Buğra.

94

çekip vurmak

bir anda karar verip silahla öldürmek: 'Eğer üstümde tabanca olsa bir iki demez çekip vururdum.' -O. Kemal.

107

çekiver kuyruğunu

argo 'artık ondan hayır bekleme' anlamında kullanılan bir söz: 'Bir defa rakı adamın beynine vurdu mu çekiver kuyruğunu.' -M. Ş. Esendal.

93

çekiye gelmek

düzene uymak.

104

çekiye gelmez

ölçüsüz derecede çok veya büyük.

91

çeliğe su vermek

çeliği özel bir biçimde hızla soğutarak daha çok sertleşmesini sağlamak: 'Yaptığı kısacık bıçaklar bile iki kat olur kırılmazdı, çeliğe su vermek sanatının yalnız ona mahsus bir sırrı idi.' -Ö. Seyfettin.

99

çember geçirmek

çemberle kuşatmak.

103

çember içine almak (çembere almak)

kuşatmak: 'İktidar muhalefet partilerini gittikçe daralan bir çember içine alıyor.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

106

çemberden dönmek

başarıya ulaşmak üzereyken olumsuz bir sonuçla karşılaşmak.

104

çemberi yarmak

bir veya birkaç noktayı delerek kuşatmadan kurtulmak.

97

çene çalmak

gevezelik etmek: 'Komşu kadınlar akşam yemeğinden sonra onun etrafında toplanırlar, geç vakitlere kadar çene çalarlardı.' -R. N. Güntekin.

111

çene patlatmak

karşı tarafa anlatabilmek veya kabul etmesini sağlamak için bir konu üzerinde uzun uzun konuşmak: 'Feti Bey'in boşu boşuna çene patlatmayacağı herkesçe bilinirdi.' -K. Korcan.

47

çene yarışına girmek

birbirinin sözünü keserek susmamacasına konuşmak: 'Arif gibi bir adamla çene yarışına girmek istememekle beraber susup oturamazdı.' -M. Ş. Esendal.

39

çene yarıştırmak

karşılıklı gevezelik etmek, çok konuşmak: 'Çene yarıştırmak gelmiyordu içimden.' -O. Kemal.

93

çene yetiştirmek

konuşmayı sürdürmek: 'Şu bitkin hâliyle dayısına çene yetiştirecek gücü yoktu.' -A. Kulin.

117

çene yormak

boşuna söyleyip durmak.

95

çenesi açılmak

durmadan konuşmak, gevezelik etmek: 'Sabahtan akşama kadar uyukluyorsun, gece olunca çenen açılıyor.' -M. Ş. Esendal.

40

çenesi atmak

can çekişirken çenesi titremek: 'Hasta aksırır gibi bir ses çıkardı. Döndü, baktı; -Ne istiyor?... dedi, ağa cevap vermedi. Çenesi atıyordu.' -Ö. Seyfettin.

93

çenesi durmamak

gereksiz yere sürekli konuşmak.

95