Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

çıkmaza sokmak

bir işi, bir durumu çözümlenemez, güç bir duruma getirmek: 'Bu çelişki, kıyafetinin seçimi konusunda onu çıkmaza sokuyordu.' -N. Bezmen.

37

çıkmazda olmak

çözüm bulamamak, çözümsüz durumda olmak: 'Şu sıralar tam bir çıkmazdayım anlayacağın.' -İ. Aral.

101

çılgına dönmek

1) sevinç, öfke, kızgınlık vb. duygular sonucu aşırı ölçüde heyecanlanmak; 2) kendine hâkim olamamak.

96

çın çın inletmek

gür ve keskin ses çıkarmak.

114

çın çın ötmek

sürekli olarak keskin ses çıkarmak: 'Rüzgâr vurdukça çın çın öten tabakların sesini dinleye dinleye uykuya geçtiler.' -L. Tekin.

105

çın tutmak

doğru olduğunu söylemek, doğrulamak.

94

çıngar çıkarmak (koparmak)

gürültü, kavga çıkarmak.

91

çıngar kopmak (çıkmak)

gürültü, kavga çıkmak: 'Bu son rolü, ihtiyaten, büyük çıngarın kopacağı güne sakladı.' -N. Araz.

98

çıngırağı çekmek

argo ölmek.

36

çırak almak

yanında çırak çalıştırmak.

37

çırak çıkarmak

1) bir kimseyi beklediğinden az bir kazançla ortaklıktan uzaklaştırmak; 2) esk. cariye veya odalıkların saray, konak, köşk vb. büyük yerlerde yıllarca hizmet ettikten sonra evlenmelerine veya o yerlerden ayrılmalarına izin vermek.

108

çırak vermek

çırak olarak çalışması için bir iş yerine göndermek: 'Bu çocuğu sekiz yaşındayken, araba boyacısına çırak vermişler.' -S. F. Abasıyanık.

102

çırpı gibi

çok ince, çok zayıf (kol ve bacak).

49

çırpı vurmak

boyaya batırılmış ipin gerilip çabucak çırpılmasıyla yüzeylere çizgi çekmek.

102

çırpıya getirmek

bir sıra veya çizgi üzerine getirmek.

98

çıt (çıtını) çıkarmamak

1) ses çıkarmamak: 'İşte bak, hücre kapısını çıt çıkarmadan araladı, yine bir şey diyecek.' -A. İlhan. 2) hiç konuşmamak.

104

çıt çıkmamak

en hafif bir ses bile çıkmamak: 'Bir müddet hiçbirisi kımıldamadı ve çıt çıkmadı, sonra bir hıçkırık duyuldu.' -P. Safa.

46

çıtayı yükseltmek

hedefi yüksek belirlemek.

100

çıtı çıkmamak

hiç konuşmamak.

42

çıyan gibi

hain bakışlı (kimse).

99

çiçeğe kesmek

çiçek açmak: 'Ovalar, dağlar tepeden tırnağa çiçeğe kesmiş, bütün dünya çiçek kokuyordu.' -Y. Kemal.

111

çiçeği burnunda, çamuru karnında

çok taze (sebze veya meyve).

90

çiçek açmak (vermek)

1) çiçeklenmek: 'Hiç kurumuş ağaç yeşerir, çiçek açar mı?' -Ö. Seyfettin. 2) mec. yeniden ortaya çıkmak, görüntü vermek: 'Her biri bir mazinin çiçek açmasıdır.' -A. Ş. Hisar.

107

çiçek çıkarmak

çiçek hastalığına tutulmak: 'Küçükken çıkardığı çiçek, sabanla tarla sürer gibi çehresinin altını üstüne getirmiş.' -R. N. Güntekin.

91

çiçek gibi

temiz, bakımlı, güzel: 'Sen yirmi beşine bile gelmemiş çiçek gibi bir taze duldun.' -R. N. Güntekin.

44

çiçek olmak

yaşına, durumuna uymayan aşırı davranışlarda bulunmak.

98

çift görmek

sarhoş olmak.

100

çift koşmak

hayvanları sabana, pulluğa koşmak.

108

çift sürmek

saban, pulluk kullanarak toprağı ekilebilir duruma getirmek.

111

çifte atmak

1) at, eşek arka ayakları ile vurmak; 2) iki namlulu av tüfeğini patlatmak.

46