Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

darbe almak

kötü bir duruma düşmek.

102

darbe vurmak (indirmek)

iyi olan bir durumu kötüye dönüştürmek: 'Abdülhamit, Midhat Paşa'nın katli ile fikir denilen kuvvete ağır bir darbe vurmuş.' -H. E. Adıvar.

100

darda bulunmak

bir şeyin sıkıntısını çekmek: 'En darda bulunduğu zamanlarda bile ihtiyacı olanlar ondan bir şey isteyebilirlerdi.' -İ. A. Gövsa.

45

darda kalmak

1) paraca sıkıntı içine girmek; 2) zor duruma düşmek: 'Lala da pek darda kaldığı zaman kabahati Gülsüm'ün üstüne yıkıyor.' -R. N. Güntekin.

113

dargın durmak

küskün durumda olmak: 'Bu olaydan sonra benimle aylarca dargın durdu.' -R. N. Güntekin.

108

darısı ... başına (darısı başına)

bir başarı, bir mutluluk başkası için istendiğinde söylenen bir söz: 'Geçenlerde, darısı dostlar başına, kızını everdi.' -H. Taner.

104

darmadağın etmek

1) dağıtmak, karıştırmak; 2) mec. dayak atıp iyice dövmek: 'Köy kahvesinden yetişen birkaç delikanlı bu haşarıları darmadağın etmişti.' -O. C. Kaygılı.

117

darmadağın olmak

1) dağınık ve karışık duruma gelmek: 'Gözlerinin sürmesi akmış, saçları darmadağın olmuştu.' -Y. K. Karaosmanoğlu. 2) mec. kötü bir biçimde dövülmek.

39

darmaduman etmek

karmakarışık bir duruma getirmek.

39

darmaduman olmak

karmakarışık bir duruma gelmek: 'Eskiler, genç hürriyet jandarmalarının aman vermez takipleri altında darmaduman olmuşlardı.' -Ö. Seyfettin.

107

dava etmek (açmak)

hukuksal korunmanın bir hüküm ile sağlanması için yargı organlarına başvurmak: 'Dayak yiyen kadın kimi, kime dava edecek?' -A. Gündüz.

106

dava görmek

açılan davaları incelemek ve sonuca bağlamak: 'Danıştay, davaları görmek ... ve kanunlarla gösterilen diğer işleri yapmakla görevlidir.' -Anayasa.

47

davacı olmak

dava etmek.

102

davar gütmek

1) sürüyü otlatmak, korumak ve gerektiğinde süt sağmak: 'Davar güden, tarlaya bakan, odun kesmeye giden hep benim.' -Y. K. Karaosmanoğlu. 2) argo işe yaramayan, aptal veya acemi insanları kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak.

115

davaya bakmak

açılan davayı incelemek, araştırmak ve sonuçlandırmak: 'Hiçbir mahkeme görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.' -Anayasa.

48

davet etmek

1) çağırmak: 'Bir bakanmışım gibi beni kürsüye davet etti.' -Y. K. Karaosmanoğlu. 2) birinin bir şeye uymasını istemek: 'Kimin kimi istifaya davet edeceğini pek yakında gösterecekti.' -R. N. Güntekin. 3) mec. yol açmak: Hastalığı davet ediyor.

105

davete icabet etmek

çağrılı olduğu yere gitmek: 'Fakat kâbus içinde bunalmış bir kimse gibi bir türlü bu davete icabet edemez.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

105

davul çalmak (dövmek)

1) davula vurarak ses çıkarmak; 2) mec. bir şeyi herkesin haber alabileceği biçimde ortalığa yaymak.

39

davul çalsan işitmez

1) sağır; 2) uykusu çok ağır, derin uykuda.

99

davul gibi

şiş ve gergin.

47

dayağa idmanlı olmak

dayak yemeye alışmış olmak: 'Bereket versin ki boksör, dayağa idmanlıydı.' -R. N. Güntekin.

109

dayak atmak

dövmek, sopa ile dövmek: 'Gece tenha bir sokakta parasını aldığı bir adama dayak atıyormuş.' -A. Ş. Hisar.

112

dayak yemek

dövülmek, sopa ile dövülmek: 'Ertesi gün dayak yemiş gibi yorgun uyandım.' -H. E. Adıvar.

105

dayayıp döşemek

evi, odayı mobilya vb. ile döşemek: 'Karyolalar, koltuklar, kanepelerle dayayıp döşemek lazım.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

107

dediği çıkmak

dediği şey gerçekleşmek.

113

dediğim dedik, öttürdüğüm (çaldığım) düdük

bir insanın sözünde direndiğini anlatmak için söylenen bir tekerleme: 'Adamın dediği dedik, çaldığı düdüktür. Böyle olduğu için de her istediğini yapabilen toy ve şımarık bir çocuğu hatırlatır.' -H. Taner.

95

dediğinden (dışarı) çıkmak

sözünü dinlememek: Dediğimden dışarı çıkarsa kendi bilir.

112

dedikodu çıkarmak

birisi hakkında dedikodu ortaya atmak.

90

dedikodu sermayesi olmak

konuşma, sohbet konusu durumuna gelmek: 'Munise'nin süsü günlerce Zeyniler köyüne dedikodu sermayesi olmuş.' -R. N. Güntekin.

99

defibela kabîlinden

bir belayı savarcasına.

105