Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

defter açmak

1) para yardımı veya gönüllü toplamaya girişmek; 2) hesap açmak, banka cüzdanı vermek; 3) mec. bir şeye yeniden başlamak.

111

defter tutmak

tic. işlem veya hesapları düzenli olarak bir deftere geçirmek: 'Bir defterler tutardı, bayılırdık.' -S. F. Abasıyanık.

108

defteri dürülmek

1) ölmek; 2) öldürülmek; 3) görevine son verilerek bir yerden uzaklaştırılmak.

108

defteri kapamak (kapatmak)

1) söz konusu işi artık yapmaz olmak; 2) bir şeyle ilgiyi kesmek: 'Saçmalama, ben o defteri kapatalı bir yılı geçti.' -A. Kulin.

113

defterinde olmamak

sahip bulunmamak, tabiatında bulunmamak: 'Sevmek, inanmak, bağlanmak gibi şeyler defterinde yoktu.' -T. Buğra.

97

defterinde yazmamak

kitabında yer almamak.

85

defterini dürmek

1) öldürmek: 'Bir gün senin defterini dürerler bir eyyam gelir.' -Yunus Emre. 2) işine son vermek, işten çıkarmak; 3) başarısını kıskanarak yükselmesine engel olmak.

116

değer biçmek

bir şeyin değerini belirtmek, bir şeye değer koymak.

112

değer düşümüne uğramak

değersizleşmek: 'Artık tanıyamadığımız bu ışıksız kentte üç ay içinde korkunç bir değer düşümüne uğrayan hayatlarımızı düşünmüştük.' -T. Uyar.

107

değer vermek

değerli saymak, önem vermek.

100

değiş etmek

hlk. bir şey verip yerine başka bir şey almak: Buğdayı pirinçle değiş etmek.

112

değme gitsin

'anlatılması güç, anlatılamaz' anlamında kullanılan bir söz.

106

değnek gibi

çok zayıf ve ince.

105

dehşet saçmak

ortalığa korku vermek: 'Oyun, okuyanı hiçbir tarih kitabının etkilemeyeceği kadar kuvvetle Fransız İhtilali'nin amansız, dehşet saçan günleriyle karşı karşıya bırakır.' -N. Cumalı.

100

dehşete düşürmek

çok korkutmak, dehşete kapılmasına sebep olmak: 'Korkunç jestlerle yaptığı kara bulut tasvirleri bizi yeniden dehşete düşürdü.' -R. N. Güntekin.

113

dehşete kapılmak (düşmek)

çok korkmak: 'Ev sahibi dehşete kapılmış gibiydi.' -T. Buğra.

111

deke düşmek

hileye, oyuna gelmek: 'İlkin deke düştüğümün hiç farkına varmadım.' -M. Ş. Esendal.

103

dekolte konuşmak

tkz. açık saçık konuşmak.

104

deli bayrağı açmak

şaka âşık olmak.

42

deli çıkmak

1) çıldırmak; 2) mec. çok sinirlenmek.

110

deli dana (danalar) gibi dönmek

ne yapacağını bilemeyerek şaşkınca davranmak.

112

deli etmek

1) çılgına çevirmek: 'Muhtarın maksadı bizi meraktan deli etmek.' -M. İzgü. 2) sinirlendirmek; 3) sağlıklı düşünemeyecek duruma getirmek.

44

deli gibi

deliye yaraşır davranışta, delicesine: 'Bizimkinin kıza deli gibi âşık olduğu daha ilk bakışta anlaşılıyor.' -A. Ümit.

105

deli kızın çeyizi gibi

bir arada sergilenen ve birbirine yakışmayan (eşya).

103

deli olmak işten değil

densiz davranışlar, güç durumlar veya duyulan öfke karşısında düşülen çaresizliği anlatan bir söz.

103

deli pösteki sayar gibi

çok karışık, çok ayrıntılı, sıkıcı bir işle uğraşma.

52

deli Raziye gibi

delice davranışlarda bulunan (kız veya kadın).

106

deli saraylı gibi

acayip biçimde giyinen, takıp takıştıran (kimse): 'Teğmenin, teyzem dediği, altmışlık, altmış beşlik, suratı hâlâ düzgünlü, kirpikleri hâlâ sürmeli, deli saraylı gibi bir kadıncağızmış.' -H. Taner.

107

deliğe tıkmak

argo tutuklamak, hapsetmek: 'O nasıl yarmıştı benim kafacığımı, şimdi de yakalasınlar kuyruğundan onu da tıksınlar deliğe.' -O. C. Kaygılı.

43

delik deşik etmek

1) bir canlının vücudunda bir araçla birçok yara, kesik açmak; 2) bir şeyin her yanında delikler açmak: 'Üst üste attığı kurşunlarla hedefin içini delik deşik etmeye başlamıştı.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

110