Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

damarı (damarları) kabarmak

bir huy veya duygu güçlü bir biçimde ortaya çıkmak: 'Birden nasihat damarlarının kabardığını duydu.' -Ö. Seyfettin.

44

damarı kurusun!

birinin huysuzluğuna öfkelenildiğinde söylenen bir ilenme sözü.

107

damarı tutmak

kötü huyu, aksiliği depreşmek, inatlaşmak: 'Tutarsa onun bir damarı, yıkar adamın başına çadırı.' -O. C. Kaygılı.

47

damarına (damarlarına) işlemek

kötü bir huy, vazgeçilmez bir biçimde yerleşmek.

111

damarına basmak

birini, duyarlı olduğu bir konuda kızdırmak: 'Ne olur biraz uslu otursanız, şu adamların da damarına basmasanız, olmaz mı?' -H. Topuz.

108

damarına çekmek

soyunun özelliklerini taşımak.

47

damarına girmek

birinin hoşlanacağı şeyler yaparak kendisini ona sevdirmek.

105

damat girmek

aileye güveyi olarak katılmak: 'Öyle bir aileye damat girmek isterim.' -H. Taner.

102

damdan çardağa atlamak

hiçbir mantık bağı kurmadan konudan konuya geçmek.

104

damdan düşer gibi

birdenbire ve yersiz olarak: 'Damdan düşer gibi birdenbire söyleyecek, açacak olursam itiraz eder.' -M. Yesari.

119

damdan düşercesine

birdenbire ve yersiz olarak: 'Baba çocuğunun bu damdan düşercesine cevabına kızdı.' -İ. H. Baltacıoğlu.

97

damga vurmak

1) damgalamak: 'Nuri Usta, sanki çırılçıplakmış da derisine kızgın demirle damga vuruluyormuş gibi irkildi.' -N. Hikmet. 2) mec. iz bırakmak: 'Belli semtler, yüzyıllar boyu, oraların sakinlerine belli bir damga vurmuş gibidirler.' -H. Taner.

106

damga yemek

biri kötü bir yargıya veya nitelenmeye uğramak: 'Şiirlerini bir araya toplayan bir kitap yüzünden kızıl bir damga yemiş.' -Y. Z. Ortaç.

50

damgasını vurmak

biri hakkında kötü bir yargıya varmak: 'Fakat gel gör ki insana aşüfte yahut hırsız damgasını vurmak için bu kâfi değildir.' -H. E. Adıvar.

107

damlaya uğramak

yüreğine inmek, felç olmak.

44

dan dun konuşmak (etmek)

yerli yersiz, ileri geri konuşmak.

125

danalar gibi bağırmak (böğürmek)

çok kuvvetle bağırmak, haykırmak.

108

dananın kuyruğu kopmak

beklenen veya korkulan sonuç gerçekleşmek: 'İstediğimiz parayı vermezse işte o zaman dananın kuyruğu kopar.' -Y. Kemal.

125

daniskasını yapmak

bir işi her yolu deneyerek gerçekleştirmek.

96

dar gelmek

sıkıntı ve huzursuzluk vermek: 'Acaba bu içinde yaşadığımız hava neden bu kadar dar geliyor?' -Y. K. Beyatlı.

43

dar kaçmak

istemediği bir çevreden kendini dışarı atmak.

112

dara boğmak

birinin güç durumundan yararlanmak.

107

dara düşmek

para sıkıntısına düşmek: 'Madam onu çocuğu gibi seviyordu. Dara düştüğü günlerde hizmetini hiç aksatmadan para mara istemedi.' -T. Buğra.

109

dara gelmek

1) aceleye gelmek; 2) mecbur olmak.

44

dara getirmek

aceleye getirmek.

101

darağacına çekmek

idam cezası alan bir kimseyi asmak: 'Darağacına çekilmiş bir adam gibi göğsüm, nefes borularım birdenbire tıkanıverdi.' -P. Safa.

41

darasını almak

içine bir şey konulacak kabın ağırlığını tartmak.

106

darasını düşmek

kabın ağırlığını hesaba katmamak.

99

daraya atmak (çıkarmak)

değer vermemek.

111

darbe (darbeyi) yemek

1) gücü sarsılmak: 'Seniha'nın kaçışı üzerine en müthiş darbeyi yiyen kalp, Celis'in kalbi oldu.' -Y. K. Karaosmanoğlu. 2) kötü, olumsuz bir duruma maruz kalmak.

48