Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

dal budak salmak

1) karmaşık bir biçimde yayılıp genişlemek: 'Samimiyetimizin her köşesinde heybetli çınarlar gibi dal budak salmıştı.' -O. S. Orhon. 2) soy yönünden genişleyip yayılmak.

49

dal gibi

ince uzun yapılı: 'Dal gibi bir vücut üzerinde dev gibi bir baş!' -Y. Z. Ortaç.

105

dal gibi kalmak

vücudu çok zayıflamak.

112

dal sürmek

yayılmak, kaplamak: 'Yüreğinde onmaz bir karıncalanma vardı; onmaz bir kıpırtı dal sürüyordu, durmadan filizleniyordu.' -B. Günel.

115

dal vermek

dayanmak, yaslanmak.

103

dala çıka

büyük güçlüklerle.

45

dalak kestirmek

hlk. sıtmadan büyümüş dalağı eski bir yöntemle tedavi ettirmek.

43

dalalete düşmek

doğru yoldan ayrılmak, sapkınlık etmek.

103

dalavere çevirmek (dalaveresini döndürmek)

yalan dolanla gizlice kötü iş görmek: 'Beyefendi dalaveresini döndüreceği yerleri adamlarından hiç kimseye söylemedi.' -Ö. Seyfettin.

41

daldan dala konmak

sık sık iş, konu veya düşünce değiştirmek: 'Çalı kuşu gibi daldan dala konan kararsız bir çocuktu.' -H. R. Gürpınar.

116

dalga geçmek

argo 1) üzerinde durulması gereken işle ilgilenmeyerek başka şeyler düşünmek veya yapmak: 'İki delikanlı dalga geçip otururlarken kapı yeniden sürüldü.' -M. Ş. Esendal. 2) eğlenmek, alay etmek; 3) geçici sevgi ilişkisi kurmak, gönül eğlendirmek.

209

dalga saymak

1) boş ve aylak durmak; 2) yersiz ve gereksiz şeylerle uğraşmak.

45

dalgalanmaya bırakmak

1) ekon. paranın gerçek değerini bulması için girişimde bulunmadan beklemek; 2) mec. bir konu için girişimde bulunmadan beklemek.

135

dalgasına taş atmak

argo işini bozmak, keyfini kaçırmak.

112

dalgasını taşlamak

birinin işini bozmak.

108

dalgaya düşmek (gelmek)

argo yanılmak, dalgınlıkla unutmak.

120

dalgayı başa almak

gemi veya sandalın başını dalgaların geldiği yöne çevirmek.

42

dalgınlığına gelmek

dalgınlık dolayısıyla fark edememek.

48

dalgınlığına getirmek

birinin dalgınlığından yararlanıp kendi isteğini gerçekleştirmek: 'Bir dalgınlığına getirip dışarı kaçıyor.' -M. Ş. Esendal.

102

dalına basmak

hoşlanmadığı şeyleri yaparak birini kızdırmak: 'Efendi aksi mi? -Pek dalına basmazsan kuzu gibi bir adamdır.' -R. N. Güntekin.

105

dalına binmek

bir kimseye bir iş yaptırmak için asılmak, musallat olmak, sıkıştırmak: 'Orada başefendinin de dalına şöyle bir biniliyordu.' -O. Kemal.

46

dalıp çıkmak

1) deniz, göl vb. yerlerde suyun içinde kaybolup yeniden görünmek; 2) deniz, göl vb. içinde kısa süre kalmak: Biz bir dalıp çıkacağız. 3) birçok yere girmek: Nerede bulunduğu belli olmaz, her yere dalıp çıkar.

114

dalıp gitmek

bir düşünce veya hayal ile bulunduğu ortamdan uzaklaşmak: 'İlk geldiğimizde hava değiştirmekten olmalı, dalıp gidiyorduk.' -F. R. Atay.

112

dallanıp budaklanmak

bir iş, bir sorun büyüyerek karışık duruma gelmek: 'İş iyice dallanıp budaklanmadan amcayla konuşsam mı acaba?' -A. Ümit.

113

dalları basmak

ağaçta dalları eğecek kadar çok meyve olmak.

101

dalyan gibi

boylu boslu: 'Gidip de gelmeyen kocaları, yetişmiş dalyan gibi evlatları...' -E. E. Talu.

117

dama çıkmak

cinsel istekleri artmak.

114

dama demek

1) gücü kalmayarak bir işi daha ileri götüremeyecek duruma gelmek: 'Konya'ya döndüğüm vakit benim motor, dama Erol Efendi, dedi. Kıtipiyoz bir tamirhaneye verdim.' -A. Gündüz. 2) tükenmek: 'Konyak şişesi dama dedi.' -H. R. Gürpınar.

107

dama taşı gibi oynatmak

birini sık sık bir yerden bir yere göndermek veya atamak.

113

damardan girmek

argo karşısındaki kişiyi en fazla etkileyebilecek noktadan konuya girmek.

42