Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

feleğin çemberinden geçmek

hayatta acı tatlı günler görmüş geçirmiş olmak, olgunlaşmış, deneyim kazanmış olmak: 'Oyuna bir de kalender, feleğin çemberinden geçmiş ihtiyar komiser koyacaksınız.' -H. Taner.

117

feleğin sillesini yemek (sillesine uğramak)

büyük bir yıkıma uğramak.

95

feleğini şaşırmak

argo ummadığı bir durumda kalmak, şaşkınlık içine düşmek: 'Bir gün burada koyu ateş renginde bir hotoz görmüştür ki feleğini şaşırmıştır.' -S. Birsel.

115

felek yâr olursa

'bir terslik çıkmazsa, şartlar uygun giderse' anlamında kullanılan bir söz.

117

felek, kimine kavun yedirir kimine kelek

'bu dünyada kimi insanlar mutluluk içinde yaşarlar, kimileri de talihsizdirler' anlamında kullanılan bir söz.

112

felekten bir gün (gece) çalmak

güzel bir gün veya gece geçirmek.

115

felekten kâm almak

güzel vakit geçirmek, istediği gibi eğlenmek.

114

felsefe yapmak

1) olayların sebep ve sonuçları üzerine kendince soyut birtakım düşünceler ileri sürmek: 'Sana su şehirlerinin felsefesini yaptım.' -H. C. Yalçın. 2) bilgiçlik taslamak: 'Saldırmak onun içgüdülerinden biridir ve yöntemi çekiçle felsefe yapmaktır.' -S. Birsel.

126

fena bulmak

ölmek, yok olmak.

104

fena değil (sayılmaz)

oldukça iyi.

111

fena yapmak

kötü duruma düşürmek.

112

fenalık etmek

kötülük etmek, kötülükte bulunmak: 'Bilmeyerek sütnineciğime ve kendime büyük bir fenalık etmiştim.' -R. N. Güntekin.

118

fenalık geçirmek (gelmek veya çökmek)

kendini bilmeyecek veya bayılacak bir duruma gelmek: 'Ben biraz fenalık geçirdim de eczaneden rica ettik.' -B. Felek.

106

fenasına gitmek

üzülmek, gücenmek, kırılmak, sinirlenmek.

103

fenaya çekmek

söylenen bir sözü kötü tarafından anlamak.

116

fenaya sarmak

iş veya durum kötüye gitmek.

47

fener çekmek

1) elinde fenerle önden gitmek: 'Fener çeken çocuk, herkese yolunu göstermek mecburiyetinde.' -B. Felek. 2) mec. bir kalabalığa önderlik etmek.

111

feneri nerede söndürdün

şaka geç kalanlara takılmak için söylenen bir söz.

118

fenersiz yakalanmak

beklenmedik bir zamanda istenmeyen bir durumla karşılaşmak.

89

fennini almak (kapmak)

bir işin inceliklerini, püf noktalarını kavrayıp o alanda usta olduğunu göstermeye başlamak.

43

fent çevirmek

düzen, hile yapmak.

107

feragat etmek (göstermek)

hakkından vazgeçmek, el çekmek: 'Beni çıkardığı tahtımdan arzumla feragat edeceğim.' -R. H. Karay.

44

ferah tutmak

iç rahatlığını, huzurunu korumak: 'Kendinizi ferah tutunuz. Canınızı hiçbir şeye sıkmayınız.' -Ö. Seyfettin.

106

ferahlık duymak

içinin açıklığını, rahatlığını hissetmek: 'Şimdi karşımda alevden bir duvar görüyor, içimde bir ferahlık duyar gibi oluyorum.' -A. Ağaoğlu.

108

ferahlık vermek

iç açmak, rahatlık hissettirmek: 'Yeni boyanıp temizlenmiş bir ev gibi havası ferahlık veriyordu.' -R. H. Karay.

104

ferih fahur yaşamak

bağımsız, bağlantısız bir biçimde yaşamak: 'Nesir kendini nazımdan ayırarak gazetelerde, kitaplarda, kürsülerde, mikrofonlarda ferih fahur yaşıyor.' -O. V. Kanık.

104

feriştahı gelse

argo 1) 'en güçlüsü, en yetkilisi, en üstünü olsa' anlamında kullanılan bir söz; 2) 'en iyisi olsa' anlamında kullanılan bir söz.

123

ferman çıkarmak

1) padişah tarafından herhangi bir konuda emir verilmek; 2) yetkili bir kimse tarafından buyruk verilmek.

109

ferman dinlememek

yasa, kural, yol yöntem tanımamak.

43

ferman sizin

'siz nasıl isterseniz öyle olsun' anlamında kullanılan bir söz.

104