Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

fırsat bulmak

uygun, elverişli zaman bulmak: 'Ben ve ablanız, fırsat buldukça size serbest ders vermeye geleceğiz.' -N. F. Kısakürek.

113

fırsat düşmek (çıkmak)

bir imkâna kavuşmak: 'Evet mademki fırsat düşmüştü. Cesaretini göstermek lazımdı.' -Ö. Seyfettin.

112

fırsat her vakit ele geçmez

'fırsat insanın eline çok seyrek geçtiği için çıkan fırsat iyi değerlendirilmelidir' anlamında kullanılan bir söz.

111

fırsat kollamak (gözlemek)

yapmak istediği iş için uygun bir zaman veya bir durum beklemek: 'Sonra fırsat kollamasını biliyordu ve tekme yapıştıracak, çelme takacak zamanı içgüdülerin şaşmazlığıyla seçiyordu.' -T. Buğra.

108

fırsat sakal altından geçer

'fırsatı yakalayabilmek için uygun zamanı kollamak gerekir' anlamında kullanılan bir söz.

60

fırsat vermek

bir işi yapmak için uygun, elverişli şartı sağlamak: 'Bu çeşit yazılara cevap vermek hasma fırsat vermek olur.' -B. Felek.

106

fırsatı ganimet bilmek

çıkan fırsattan en iyi biçimde yararlanmak: 'Fırsatı ganimet bilen İbrahim Ağa, soluğu doğru Eminönü'nde aldı.' -H. R. Gürpınar.

48

fırsatı kaçırmak

elverişli durumdan yararlanmamak: 'Fırsatı kaçırmadım, hakkında malumat topladım.' -R. H. Karay.

117

fırsatını düşürmek

kolayını bulmak.

99

fırsattan istifade etmek

ele geçirilen imkân veya durumdan en iyi biçimde yararlanmak.

115

fırtına atlatmak

güç durumdan kurtulmak: 'Ne sen gideceksin ne de ben. Böyle kaç fırtına atlattık biz.' -A. Kulin.

42

fırtına çıkmak

sert rüzgâr esmeye başlamak.

39

fırtına gibi

1) hızla, birdenbire: Fırtına gibi geldi gitti. 2) aceleci: Fırtına gibi adam.

41

fırtına kopmak (patlamak)

1) şiddetli fırtına çıkmak: 'Fırtına kopmadan epey önce köpek balıkları açık denizlere kaçarlar.' -Halikarnas Balıkçısı. 2) mec. bir yerde kavga ve gürültü çıkmak.

100

fıstık gibi

tkz. 1) dolgun, besili ve canlı; 2) mec. çok güzel; 3) argo alımlı, çekici (kadın).

42

fıstıki makamla

ağır ağır, yavaş yavaş: 'Akşam serinliğinde fıstıki makamla Sarıyer'in yolunu tuttum.' -O. C. Kaygılı.

44

fıtık etmek

sıkıntı vermek, üzmek: 'Aklından, fıtık etti ha, cevap olumsuz herhâlde ama insan bir söyleyiverir, diye geçmekteydi.' -Ü. Dökmen.

112

fıtık olmak

büyük sıkıntı duymak, kahrolmak, çaresiz kalmak.

49

fidan gibi

ince ve uzun (boy): 'Fidan gibi bir boy, yağız bir çehre, üst dudağında hafif bir gölge.' -C. S. Tarancı.

38

figan etmek

bağırarak ağlamak, inlemek: 'Emrah eder düştüm dile / Bülbül figan eder güle' -Erzurumlu Emrah.

49

fiile koymak

eyleme geçirmek: 'Dava insanın, ben daha çok işe yararım kanaatine varması ve bunu fiile koyabilmesidir.' -B. Felek.

98

fikir edinmek

kanaat sahibi olmak: 'Ama ben, bir kitap üzerine bir fikir edinmek istedim mi o kitabı kendim okurum.' -N. Ataç.

94

fikir vermek

1) düşüncesini bildirmek: 'Evet iyi bir şey değil fakat benim için bir fikir verir diye seçtim.' -R. N. Güntekin. 2) bir konuda yol gösterici bilgi edinmek: 'İşitilen sözler, görülen tavırlar, beğenilen düşünceler Şinasi Bey'e yeni fikirler vermeye başladı.' -M. Ş. Esendal.

97

fikir yormak

bir konuda çok düşünmek.

98

fikir yürütmek

bir konu üzerine düşüncesini söylemek.

35

fil dişi kuleden bakmak

herkesi küçümseyip kendini farklı görmek.

99

fil dişi kuleye çekilmek

herkesi küçümseyip kendisine özgü dünyasına çekilmek: 'Çöküşün ve çöküşten kaçışın, fil dişi kuleye çekilişin yarattığı isyanlar kitaplaşmamıştır.' -S. İleri.

113

fil gibi

1) çok yemek yiyen (kimse); 2) çok şişman (kimse).

37

fildişi gibi

donuk, beyaz (ten).

103

filinta gibi

genç, ince uzun boylu, çevik, yakışıklı (kimse).

111