Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

fertik çekmek (fertiği kırmak)

kaçmak: 'Kampana vurup tren kalkacağı esnada 'fertik!' diye bağırırlardı ki 'fertiği kırmak' tabiri buradan kalmadır.' -S. M. Alus.

120

feryadı basmak

çığlık koparmak, yüksek sesle haykırmaya başlamak: 'Bu defa da, Sultanahmet'ten gelen efeler değilmiş de feryadı basanlar, onların gündüzki taşkınlığından yüz bulan eroincilermiş.' -N. F. Kısakürek.

43

feryat etmek

1) yüksek sesle haykırmak: 'İnsan tehlike karşısında ancak ana diliyle feryat edebiliyor.' -N. Hikmet. 2) mec. büyük bir yokluk, zarar ve sıkıntı içinde bulunmak: İstanbul, susuzluktan feryat ediyor.

124

feryat koparmak

yüksek sesle bağırmak, haykırmak: 'Pencereden kopardığım feryadı pek geç işittiler.' -R. N. Güntekin.

95

ferz çıkarmak

acemi bir oyuncuya karşı vezirsiz oynamak.

107

ferz çıkmak

satrançta piyon, karşıdaki en son kareye kadar sürülüp vezir olmak.

108

fesat çıkarmak (fesada vermek)

ara bozmak, ortalığı karıştırmaya çalışmak, insanları birbirine düşürecek işler yapmak.

112

fesat karıştırmak

hile yapmak: '... resmî ihale ve alım satımlara fesat karıştırma ... suçlarından biriyle hüküm giymiş olanlar.' -Anayasa.

106

fesini havaya atmak

sevinmek.

115

fetva çıkarmak

esk. belli bir konuda dinî hukuk kurallarına göre izin almak: 'Şimdi müftüye gideceğim, fetva çıkarıp senden boşanacağım.' -A. Gündüz.

95

fetva vermek

1) herhangi bir işlemin veya eylemin din kurallarına uygun olup olmadığı konusunda konuyla ilgili bilim adamlarınca açıklama yapılmak; 2) bir işin yapılabilmesi için yargıda bulunmak; 3) mec. gereksiz yere emir verir gibi konuşmak.

98

fetvayişerife çıkarmak

1) şeyhülislam fetvası ilan etmek; 2) mec. kendi kendine yorum getirmek: 'Fetvayişerife mi çıkarıyorsun be?' -H. Taner.

108

feveran etmek

birdenbire öfkelenmek, köpürmek, parlamak: 'Beni dinlemeden öyle feveran etme ... hiddetlenme!' -E. E. Talu.

114

fevt etmek

yitirmek, elden kaçırmak.

104

fevt olmak

1) yitmek; 2) ölmek.

111

fıçı gibi

kısa boylu ve çok şişman.

103

fıkır fıkır kaynamak

1) bir şeyden bir yerde çok bulunmak: Peynir tenekesinde fıkır fıkır kurt kaynıyor. 2) yerinde duramamak.

111

fındık kabuğunu doldurmaz

önemsiz, değersiz.

108

fındık kırmak

çapkınlık yapmak.

107

fındık kurdu gibi

ufak tefek, tombulca, sevimli.

39

fır dönmek

bir kimseye yaranmak veya yardım etmek için üstün çaba harcamak: Kızı, annesinin çevresinde fır dönüyor.

56

fırça gibi

dik, sık ve sert (saç, sakal): 'Fırça gibi sert, gür saçları kırlaşıyor.' -M. Ş. Esendal.

121

fırça yemek

paylanmak.

118

fırıldak çevirmek (döndürmek)

isteğini elde etmek için hileli yollara başvurmak: 'Anasının gözü kardeşi, işi gücü fırıldak çevirmek.' -A. İlhan.

94

fırıldak gibi

düşüncesini sürekli değiştiren, sözünden dönen (kimse).

104

fırın gibi

çok sıcak (yer).

100

fırsat beklemek (aramak)

en uygun şartı, durumu veya zamanı kollamak.

58

fırsat bilmek

bir şeyden belli bir amaçla hemen yararlanmak: 'Bazı kişiler üstüme varmak için fırsat kolluyorlar; yalnız eski kamyonlarla katırlardan söz açarsam olabilir ki fırsat bilirler.' -A. Boysan.

42

fırsat bu fırsat

'yararlanılacak en uygun zaman' anlamında kullanılan bir söz: 'Fırsat bu fırsat deyip gelip görüyorlar, yiyip içiyorlar.' -B. Felek.

121