Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

göğüs bağır açık

özensiz bir kılıkta: 'Göğüs bağır açık, ellerinde pankartlarla yürütüyorlar bu savaşı.' -N. Cumalı.

106

göğüs geçirmek

üzülerek derinden soluk almak: 'Birdenbire sustu ve göğüs geçirdi, hüzün, dertlenme derecesini bulmuştu.' -T. Buğra.

110

göğüs germek

bir güçlüğe karşı koymak, dayanmak: 'Hayatın lezzetleri içinde yüzen bizler, elbette geçici birçok zahmetlere katlanmaya ve birçok zorluklara göğüs germeye mecburduk.' -A. Ş. Hisar.

103

göğüs vermek

eziyete, sıkıntıya katlanmak, tahammül etmek: 'Ben, onun hatırı ve hatırası için daha ağırlarına da göğüs verirdim.' -R. N. Güntekin.

102

gök delinmek

birdenbire çok ve hızlı yağmur yağmak.

99

göklere çıkmak

pek çok yükselmek.

53

gökte ararken yerde bulmak

çok güçlükle ele geçirebileceğini sandığı şeyi veya kimseyi birdenbire bulmak: 'Merhaba dostum / Seni gökte ararken / Yerde buldum' -B. Necatigil.

111

gökten zembille mi indi

1) 'Tanrı'nın özel olarak gönderdiği, saygınlık görmesini istediği bir kişi mi?' anlamında kullanılan bir söz; 2) 'uğraşmadan, didinmeden, kendiliğinden mi türedi?' anlamında kullanılan bir söz: 'Biz Anadolu'nun ortasına gökten zembille mi indik?' -O. S. Orhon.

97

göl olmak

gereksiz olarak bir yerde su toplanmak, göllenmek.

109

gölge düşmek

bir şey üzerine karaltı inmek, üzerine gölge gelmek.

105

gölge etmek

1) ışığa engel olmak; 2) mec. engel olmak; 3) mec. gereksiz yere rahatsız etmek: 'Gölge etme, başka ihsan istemem.' -Diyojen.

40

gölge gibi

varlığını belli etmeden, gizlice: 'Bunlar yekdiğerlerine tutunarak birer gölge gibi duvara siftine, inleye, ıkına orada duran arabalara tırmanmaya başladılar.' -A. H. Müftüoğlu.

96

gölgede (gölgesinde) kalmak

adı sanı pek duyulmamak, ön plana çıkamamak, daha az ünlü olmak: 'Önce akranlarının gölgesinde kaldı, sonraları kendinden sonra yetişen şairler gölge ettiler önüne.' -N. Cumalı.

46

gölgesine sığınmak

birinin emri altına girmek: Yakınları bağışlatınca da ayaklarına kapanarak gölgesine sığınmıştı.

109

gölgesine yatmak

daha önce elde edilen para, makam, ün vb.ne sığınarak zaman geçirmek veya bundan yararlanmak: 'O, büyük aktörlüğün gölgesine yatmış, günlerini stüdyolara telefon etmekle geçiriyor.' -A. İlhan.

111

gömlek değiştirmek

1) yılan üst derisini değiştirmek; 2) mec. huy veya düşünce değiştirmek: 'Toplumun gömlek değiştirmesi, siyasal karmaşa elbette onları da etkiliyor.' -S. İleri.

94

gömlek eskitmek

deneyim kazanmış olmak.

102

gönderme yapmak

konuşurken veya yazarken başka kaynak veya olaylarla bağlantı kurmak.

103

gönlü akmak

birine karşı güçlü sevgi duymak: 'Bu delikanlının kıza, bu kızın delikanlıya gönlü akınca insanın yüreği kabarıyor.' -R. N. Güntekin.

93

gönlü bulanmak

1) kusacak gibi olmak; 2) mec. kuşkulanmak.

51

gönlü çekmek

imrenip istemek.

50

gönlü çelinmek

güzel sözlere aldanmak, kapılmak.

108

gönlü çökmek

yaşama gücü azalmak, ruhsal dengesi bozulmak.

113

gönlü düşmek

âşık olmak: 'Çaydan üç güvercin uçtu / Benim gönlüm sana düştü' -Halk türküsü.

103

gönlü istemek

dilemek, kuvvetle içten arzulamak: 'Gönül istiyordu ki böyle büyük sanatçılara hastalıklar hiç değmesin, onlardan uzak olsun.' -C. Uçuk.

98

gönlü kalmak

1) isteyip de edinemediği bir şeyi istemekten vazgeçmemek; 2) gücenmek.

125

gönlü kanmak

bir işle ilgili kaygısı kalmamak, mutmain olmak, müsterih olmak.

43

gönlü kaymak

sevmeye eğimli olmak.

46

gönlü kırılmak

üzülmek, incinmek, yerinmek: 'Bunları duymakla gönlüm kırıldı.' -A. Ş. Hisar.

108

gönlü razı olmamak

istememek: 'Ama Salih'in gönlü buna razı olmaz, bu yüzden de sorunları yarım ağızla cevaplandırırdı.' -T. Buğra.

58