Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

gönlü takılmak

1) bir şeye karşı ilgi duymak; 2) aşk ile sevmeye başlamak.

42

gönlü varmamak

istek duymamak, istememek, çekinmek: 'Birkaç gece evvel gelip de bir şey soracaktım, rahatsız etmeye gönlüm varmadı.' -P. Safa.

44

gönlünde kalmak

çok istediği hâlde ulaşamamak, elde edememek: 'Bu soyadı çıkmasaydı, bu hatiplik onun gönlünde kalacakmış.' -M. Ş. Esendal.

111

gönlünden geçirmek (geçmek)

1) bir şeyin olmasını veya bir şey yapmayı istemek: 'Topkapı Sarayı'nda Hünername minyatürlerine bakarken kaç defa gönlümden bu özleyiş geçti.' -Y. K. Beyatlı. 2) düşünmek.

113

gönlünden kopmak

kendiliğinden vermek: 'Fukara bir denizciye rast gelirsen süngerlerimden birkaç tanesini ona ver, gönlünden koparsa.' -Halikarnas Balıkçısı.

106

gönlüne doğmak

içine doğmak, sezmek, hissetmek.

47

gönlüne dokunmak

üzülmek, rahatsızlık duymak: 'Onun kenar mahallelerde sürüklenen çıplak ayakları benim gönlüme dokunuyor.' -O. S. Orhon.

113

gönlüne girmek

kalbine girmek.

96

gönlüne göre

dileğine göre, isteğine uygun olarak.

109

gönlünü çalmak

kalbini çalmak.

107

gönlünü çelmek

1) kandırmak, yola getirmek, aşkını kazanmak: 'Nice beyler, paşalar onun peşinde yıllarca dolaşmışlar, onun gönlünü çelmek için her türlü çareye başvurmuşlardı.' -Y. K. Karaosmanoğlu. 2) kendi yanına çekmek, sempatisini kazanmak: 'İlk tanıştığımız günden beri bana karşı gösterdiği yakınlıkla gönlümü çelmiş bulunmaktaydı.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

125

gönlünü düşürmek

âşık olmak, sevdalanmak: 'Biraz aklı olsa bizim Rabia'ya gönül düşürür mü?' -H. R. Gürpınar.

105

gönlünü eğlemek

mutlu, neşeli vakit geçirmek: 'Ne güzel yayla da şu bizim yayla / Çık soğuk su başına da gönlünü eğle' -Halk türküsü.

111

gönlünü kaptırmak

âşık olmak: 'Kız kaptırdı gönlünü / Sevdiği kalpsizin biri' -B. Necatigil.

111

gönlünü karartmak

yaşamaya karşı sevgi ve isteğini azaltmak: 'Tabiatın bu eşsiz güzellikleri karşısında o birtakım gevezeliklerle benim kafamı ağrıtacak, gönlümü karartacak değil.' -O. C. Kaygılı.

110

gönlünü pazara çıkarmak

sevmek için kendine yakışanı seçmeyip rastgele birini sevmek.

49

gönlünü serin tutmak

sakin, soğukkanlı olmak, hemen heyecanlanmamak.

120

gönlünü söndürmek

küstürmek, kırmak, incitmek: 'Kalpsiz bir güzelliğin, fakir teyze kızlarının hayatını kırmaktan, gönlünü söndürmekten başka neye faydası var ki!' -R. N. Güntekin.

105

gönlünü yaralamak

incitmek, kırmak, üzmek: 'Onun gönlünü yaralayarak bir latife ederlerse hemen kaçıyor, sokulmuyor.' -M. Ş. Esendal.

105

gönlünün dümeni bozuk

tkz. isteklerinde, özellikle gönül işlerinde tutarlılık göstermeyen, sık sık istek değiştiren.

104

gönül (gönlünü) almak

1) sevindirmek; 2) kırılan bir kimseyi güzel bir davranışla hoşnut etmek: 'Bu oğlanı amcama itmek doğru değil, bir ara gönlünü almalı.' -A. Ümit.

107

gönül açmak

insanın iç sıkıntısını gidermek, iç açmak.

120

gönül akıtmak

âşık olmak, sevmek.

99

gönül avlamak

huyunu suyunu yakından bilerek olumlu davranışta bulunmak, tavlamak: 'İstanbul'un yetiştirdiği mizaçtan anlar, gönül avlamasını bilir dalkavuklardan biriydi.' -A. Ş. Hisar.

118

gönül avutmak

hoşça vakit geçirmek: 'Gözünü ve gönlünü avutmak için türlü hoppalıklar yapıyordu.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

48

gönül bağlamak

severek bağlanmak, içten sevmek, âşık olmak: 'Gözlerin kızarmış, niye ağladın? / Bir başkasına mı gönül bağladın?' -Y. Z. Ortaç.

112

gönül birliği etmek

duygusal anlamda tam bir uyum içinde olmak.

40

gönül bulandırmak

1) mide bulandırmak; 2) mec. kuşkulandırmak; 3) mec. rahatsız etmek: 'Haberler iyi değil, rivayetler gönlümü bulandırıyor, sürgünmüş, göz hapsiymiş, estek köstek.' -A. İlhan.

104

gönül çekmek

sevdalı olmak: 'Henüz bu yaşta, zavallı çocuk gönül çekmek nedir, bir büyük adam gibi biliyor ve bir büyük adam gibi yarasının acısını kimseye sır vermeyerek taşıyor.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

137

gönül eğlendirmek

geçici bir ilgi ve sevgi göstererek hoşça vakit geçirmek: 'O bizim arkadaşı oraya dilber Çingene kızları ile gönlünü eğlendirmeye gelmiş paralıca bir delikanlı sanıyordu.' -O. C. Kaygılı.

41