Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

gönül gezdirmek

hlk. seçmek için aklından birçok şey geçirmek.

99

gönül indirmek

kendisine yakıştıramadığı bir şeye razı olmak: 'Oysa o oturmamıştı bile sofraya, bir fincan çay içmeye gönül indirmemişti.' -İ. Aral.

118

gönül kırmak (yıkmak)

birini çok üzecek bir davranışta bulunmak, gücendirmek: 'Osman Efendi iyi adamdı, kimsenin gönlünü kırmazdı.' -İ. H. Baltacıoğlu.

99

gönül koymak

gücenmek, alınmak, darılmak.

52

gönül okşamak

birini hoş bir söz veya davranışla sevindirmek, iltifat etmek.

50

gönül vermek

1) sevmek, âşık olmak: '1934'te yepyeni bir Türkçeye gönül vermiş olan Atatürk, sonraki üç dört yıl içinde, daha ılımlı bir dil devrimine yönelmiş olabilir mi?' -T. Halman. 2) bir şeyi sevmeye, istemeye veya yapmaya içten yönelmek, eğinmek, meyletmek: 'Atölyelerde bu işe gönül veren idealist öğretmenler ders vermekteydi.' -C. Uçuk. 3) düşkün olmak: 'Cevizli tel kadayıfına gönül verene de rastlanıyor.' -S. F. Abasıyanık.

113

gönül yakmak

1) insanı aşırı derecede etkilemek, sarsmak, kendinden geçmesine yol açmak: 'Bu sesler, o zamanki hayat zevklerinin iç bayıltıcı bir içkisi gibi gönlümüzü yakarak ta derinliklerimize kadar nüfuz etmesini bilirdi.' -A. Ş. Hisar. 2) aşk dolayısıyla iç yangınına tutulmak.

103

gönül yıkmak

birini çok üzecek bir davranışta bulunmak, gücendirmek, gönül kırmak.

128

gönülden ırak olmak

sevilmekten yoksun kalmak, sevilmemek.

110

gör (görürsün)

'işin sonucunu anla, anlarsın' anlamında kullanılan bir tehdit sözü: 'Birini çağırıp o güvercinleri vereyim de sen de gör.' -M. Ş. Esendal.

97

gör bak

'görürsün, göreceksin' anlamında kullanılan bir söz.

47

göresi (göreceği) gelmek

görmek isteğini duymak, özlemle görmek istemek, özlemek: 'Geçmiş günlere hasret çekmiyorum. Çocukluğumu göresim gelmedi.' -N. Hikmet.

101

görev almak

bir görevde bulunmak, bir görevi üstlenmek: 'Hâkimler ve savcılar kanunda belirtilenlerden başka resmî ve özel hiçbir görev alamazlar.' -Anayasa.

104

görev bilmek (saymak, addetmek)

görev olarak üzerine almak, sorumluluk üstlenmek: 'Umutlu da olsam umutsuz da olsam görev bildiğim işi yerine getiririm.' -M. C. Anday.

116

göreyim seni

1) senden başarılı sonuçlar bekliyorum: Haydi göreyim seni, bu işi yapıver. 2) 'sen bunu yaparsan karşılığını da görürsün' anlamında kullanılan bir tehdit sözü.

107

görmediğe (görmemişe) dönmek

1) tam bir sağlığa kavuşmak; 2) başından geçmemiş gibi olmak: 'Bir saniye içinde hasret ve firkati hiç görmemişe dönersiniz.' -R. N. Güntekin.

118

görmezden gelmek

görmemiş gibi yapmak, farkında değilmişçesine davranmak.

107

görmezlikten gelmek

görmemiş gibi davranmak: 'Kibirli değildi, bayağı bir saldırıyı görmezlikten gelecek kadar.' -R. Mağden.

94

görücü gitmek

evlenecek erkek için kız görmeye gitmek.

99

görücülüğe gitmek

evlenmek isteyen erkek için kız görmeye gitmek.

96

görücüye çıkmak

evlenmesi söz konusu olan kız görücüye görünmek: 'Onu indirmek, görücüye çıkmaya razı etmek için başta haminne olmak üzere bütün ev halkı ağacın altında durdu, yalvardı.' -H. E. Adıvar.

53

görümcelik yapmak (etmek)

görümce, geline kötü davranmak.

105

görünüş almak

şekil almak.

110

görünüşe aldanma

'yalnızca dış görünüşe bakarak yargıya varmak insanı yanıltabilir' anlamında kullanılan bir söz.

52

görünüşü kurtarmak

bir işi gereği gibi değil, yapılıyor dedirtmek için üstünkörü yapmak, zevahiri kurtarmak.

110

görüp göreceği rahmet bu

'görülecek tek şey' anlamında kullanılan bir söz: 'Ağız tadı ile oynanan futbolu gördük ama görüp göreceğimiz rahmet de bu kadarmış.' -B. R. Eyuboğlu.

45

görüş bildirmek

bir konuda elde edilen düşünce ve deneyimleri vermek.

104

görüş birliği içinde olmak

aynı görüş ve düşünceye sahip bulunmak: 'Rahat rahat konuştukça her bakımdan tam görüş birliği içinde olduğumuz açığa çıktı.' -R. Erduran.

101

görüş birliği sağlamak

aynı görüş ve düşüncede birleşmek.

121