Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

görüş birliğine varmak

farklı görüş ve düşüncelerden sonra aynı görüş ve düşünceye ulaşmak.

116

gösterime girmek

sinema salonlarında bir film oynamaya başlamak.

36

gösterişe kaçmak

gösteriş yapmaya başlamak.

107

gövdeye atmak (indirmek)

tkz. oburca yemek: 'Bir tepsi baklavayı gövdeye indirdikten sonra...' -T. Buğra.

106

göz (gözler) önüne sermek

açıklamak, sergilemek, göstermek, tanıtmak: Adı duyulmamış, şiiri bilinmeyen gençleri tutar, gözler önüne sererdi.

104

göz (gözünün) önünde olmak

1) sürekli denetimi altında bulunmak; 2) unutmamak, olduğu gibi hatırlamak: 'Hızla açılan kapıdan içeri girişi, hayır girişi değil, atılışı hâlâ gözümün önündedir.' -Y. Z. Ortaç. 3) gündemde yer almak; 4) kolayca ulaşılabilecek bir yerde bulunmak.

53

göz (gözünün) önüne serilmek

görülmek, bütün çıplaklığıyla ortaya çıkmak: 'İstanbul'a bu yükseklikten bakılınca birden gözlerimizin önüne serilir.' -A. Ş. Hisar.

45

göz (gözünün) ucuyla bakmak

fark ettirmeden gözlemek, belli etmemeye çalışarak başını çevirmeden yandan bakmak: 'Kadın, gözünün ucuyla erkeğe baktı.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

114

göz açamamak

yoğun işler yüzünden bir şeyle ilgilenme imkânı bulamamak: 'İşkembe ayıklamaktan, bulaşık yıkamaktan göz açamıyordum.' -O. Kemal.

108

göz açıp kapayıncaya kadar

çok kısa bir sürede: 'Göz açıp kapayana kadar Zafer büyüdü.' -A. Kutlu.

47

göz açtırmamak

başka bir iş yapmasına vakit veya imkân vermemek.

104

göz alabildiğine

1) gözün görebileceği en uzak yerlere kadar: 'Bu göz alabildiğine düzlük, sinsi bir bataklık gibidir.' -A. Erhat. 2) çok geniş, engin bir biçimde.

126

göz ardı etmek

gereken önemi vermemek: 'Kocakarı yöntemlerine inanmayı göz ardı ettiğini söyleyemezdim.' -A. Kulin.

105

göz atmak

kısa bir süre, fazla dikkat etmeden bakıvermek: 'Bir ara karşıdaki salaş birahanenin penceresine göz atıyorum.' -A. Ümit.

115

göz boyamak

kandırmak, yanıltmak, gösterişle aldatmak: 'Yerine göre fakiri korur gibi görünür, gözleri boyar böylece.' -K. Korcan.

48

göz değmek

uğursuzluk, kötülük getirdiğine inanılan kıskanç veya hayran bakışlar dolayısıyla kötü bir duruma düşmek.

103

göz dikmek

bir şeyi ele geçirmek isteğine kapılmak: 'Bizim canımıza, malımıza hangi devlet göz dikmişti?' -Y. K. Karaosmanoğlu.

121

göz doldurmak

görünüşü ile umulduğundan çok etkilemek: Bu futbolcu antrenmanda göz doldurdu.

113

göz doyurmak

bir şey görünüşü ile umulduğundan çok etkilemek.

115

göz etmek

gözle işaret etmek.

114

göz gezdirmek

1) derinlemesine incelemeden okumak: 'Masanın üstünde bir başka gazete var. Biraz evvel ona göz gezdirdiğim zaman birbiri ardı sıra üç havadis görmüştüm.' -R. N. Güntekin. 2) bir yeri, bir şeyi çabucak incelemek.

118

göz göre göre

1) belli ve apaçık olarak, herkesin gözü önünde: 'Göz göre göre masumların kanına girmem için benden ferman almaya mı geldiniz.' -N. F. Kısakürek. 2) olacağı bilindiği hâlde önlem alınmadan.

111

göz göz olmak

üzerinde birçok göz, delik oluşmak veya bulunmak: 'Yeter oldu bu sitemler yetişir / Göz göz oldu kara bağrım tutuşur' -Halk türküsü.

107

göz göze gelmek

her iki tarafın bakışları karşılaşmak: 'İşte bu iki adam bir aralık göz göze geldiler.' -İ. H. Baltacıoğlu.

49

göz gözü görmemek

yoğun sis, duman, toz vb. sebeplerle hiçbir şey görülememek: 'Tezek dumanında göz gözü görmez.' -N. Hikmet.

103

göz hapsine almak

bakışlarını üzerinden ayırmamak, gözetlemek, hiçbir davranışını gözden kaçırmamak: 'Sözü sohbeti yerinde görünen birkaç erkeği haftalarca göz hapsine aldı.' -R. N. Güntekin.

125

göz kamaştırmak (almak)

1) kuvvetli ışık veya parlaklık, kısa bir zaman için görüşü bulandırmak; 2) mec. bir niteliğiyle hayran bırakmak: 'O sıralar Avrupa'da bir büyük piyano ustası gözleri kamaştırıyordu.' -N. Nadi.

113

göz kaş süzmek

dikkatle ve hissettirmeden bakışlarla kontrol altında tutmak: 'Anlamlı anlamlı birbirine işaretler yaparak, göz kaş süzerek Emine'ye uzun uzun bakıyorlar.' -R. H. Karay.

115

göz kesilmek

bütün dikkatiyle bakmak.

107