Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

gürültü çıkarmak (etmek, koparmak, yapmak)

1) düzensiz ve rahatsız edici sesler çıkarmak: 'Karanlıkta bana çarpıp da gürültü yapmamaya dikkat ederek kapıyı açtım.' -H. C. Yalçın. 2) kavga, karışıklık, tartışma çıkarmak.

107

gürültü çıkmak

kavga, tartışma, karışıklık olmak: 'Bir gürültü çıkarmadan buradan gidiniz...' -H. R. Gürpınar.

53

gürültüye gelmek

bir iş, bir düşünce vb. telaş ve karışıklığa rastlayarak ilgi çekmemek, üzerinde durulmamak.

99

gürültüye getirmek (boğmak)

1) bir işi, bir düşünceyi telaş ve karışıklık yüzünden ilgi çekmez duruma getirmek; 2) söz kalabalığından, karışıklıktan yararlanarak istediğini elde etmek.

113

gürültüye gitmek

telaş ve karışıklığa rastlayarak değeri anlaşılmayıp unutulmak.

96

gürültüye pabuç bırakmamak

tkz. patırtıya pabuç bırakmamak.

60

güven duymak (beslemek)

güvenmek, inanmak.

108

güven kazanmak

kendisine inandırmak.

41

güven vermek

güven duygusu uyandırmak, itimat telkin etmek.

103

güvence altına almak

koruma sorumluluğunu üstlenmek.

102

güvence vermek

1) bir anlaşmada taraflardan biriyle ilgili olarak sorumluluğu yüklenmek, inanca vermek, teminat vermek, garanti vermek; 2) bir sorumluluk karşılığı olarak para vb. ortaya koymak, inanca vermek, teminat vermek, garanti vermek.

34

güvenceye bağlamak

güvence altına almak.

43

güvendiği dağlara kar yağmak (güvendiği dal elinde kalmak)

yardım ve yarar beklediği kimse, yer veya şeyden iyilik gelmemek.

131

güveni sarsılmak

güveni kalmamak.

106

güvenmelik vermek

bir kimseye pazarlığında anlaşılmış bir paranın küçük bir bölümünü önceden vermek, kapora vermek.

95

güvenoyu almak

hükûmetin tutumu milletvekilleri tarafından onaylanmak.

42

güvenoyu vermek

hükûmetin tutumu ile ilgili olarak milletvekilleri tarafından olumlu oy kullanılmak.

95

güvensizlik duymak

güvenmemek: 'Dikkatle dinlemiyordu bu haberleri. Aksine gittikçe artan bir güvensizlik duyuyordu söylenen sözlere.' -N. Cumalı.

110

güveyi girmek

1) erkek, evlenmek: 'Kostüm yeni, potinler yeni, gömlek yeni. Güveyi mi giriyorsun çapkın?' -P. Safa. 2) iç güveyisi girmek.

99

ha babam (ha)

1) karşısındakinin çabasını artırmak için kullanılan bir söz; 2) sürekli olarak, durmadan. 'Yirmi iki delikanlı kan ter içinde ha babam ha koşuyorlar.' -N. Hikmet.

49

ha babam de babam

durmaksızın, sürekli.

107

ha bire

durmadan, ara vermeden, arka arkaya, sürekli olarak: 'Etrafında, bir kolayını bulup dışarıya sızanlardan birkaç kişi ha bire ellerinden öpüyor.' -N. F. Kısakürek.

107

ha bugün ha yarın

neredeyse, kısa bir süre içinde: Ha bugün ha yarın gelecek diye bekliyorlar.

44

ha deyince

istenilen anda.

112

ha gayret

kuvvet vermek, cesaretlendirmek, yardım etmek için söylenen bir söz.

111

ha Hoca Ali ha Ali Hoca

değişik gibi gösterilen iki şeyin, gerçekte aynı olduğunu anlatan bir söz.

113

ha şöyle

yapılan bir işin beğenildiğini anlatan bir söz.

48

ha şunu bileydin

tkz. 'bunu çoktan anlaman, bilmen gerekirdi' anlamında kullanılan bir söz.

113

habbesi kalmadı (yok)

'kalmadı, bitti, tükendi' anlamında kullanılan bir söz.

106

habbeyi kubbe yapmak

önemsiz bir şeyi abartmak: 'Arkadaşım İrfan'ın habbeyi nasıl kubbe yaptığını çok iyi bilirim.' -O. C. Kaygılı.

103