Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

hizmete girmek

1) çalışmaya başlamak: 'Hattın hizmete girişinden az sonra savaş başladı.' -A. Kutlu. 2) görev almak.

98

hizmeti dokunmak

görevde bulunmak, iş yapmak: 'Kendisine büyük hizmeti dokunmuş insanları unutmak bir toplumun yozlaştığını belgeler.' -H. Taner.

34

hizmetinde olmak

birinin yanında çalışmak, işlerini yapmak.

94

hocalık etmek

1) öğretmenlik yapmak: 'Mülkiyede Osmanlı tarihi alanında hocalık, müdürlük, yazarlık etmiş.' -R. E. Ünaydın. 2) mec. akıl öğretmek, öğüt vermek: 'Böyle heybetli, akıllı adam, sana hocalık etmiş adam ölür mü hiç?' -N. Hikmet.

89

hokka gibi

ufak ve düzgün (ağız, burun).

105

hokka gibi oturmak

giysi, vücuda iyice uymak: 'Biraz kısaca olmasını kalınlığıyla telafi eden vücuduma hokka gibi oturan jaketatayımla bu gibi törenlerde beni daima...' -R. N. Güntekin.

89

hop oturup hop kalkmak

öfke, heyecan vb. duygular sebebiyle yerinde duramaz olmak, kalkıp kalkıp oturmak.

104

hor davranmak

kıymetini bilmemek.

110

hor kullanmak

dikkat etmeyerek hoyratça kullanmak.

100

hora geçmek

hlk. beğenilmek, hoşa gitmek, makbule geçmek, kendisine verilen kimsenin çok işine yaramak.

43

hora tepmek

1) hora oynamak: 'Derhâl ayağa kalkıp, bir caz havası tutturup hora tepmeye başladı.' -H. E. Adıvar. 2) mec. ayaklarını vurarak gürültü etmek.

107

horon vurmak

horon oyununu oynamak.

91

horoz gibi

kabadayıca davranan (kimse).

97

horozdan kaçmak

kadın, erkeklerden uzak durmak, onlardan kaçmak.

104

horozlar ötmek

sabah olmak.

108

hortum gibi

çok uzun (burun).

99

hortum sıkmak

yangına su sıkmak.

36

hoş bulduk (gördük)

'hoş geldiniz' sözüne verilen karşılık.

96

hoş geldiniz

gelen kişiye söylenen selamlama sözü.

97

hoş görmek (karşılamak)

gücenilecek veya karşılık gelinecek bir davranışı hoşgörü ile karşılamak, anlayışla karşılamak, kusur saymamak: 'Bu hareketi pek hoş görmeyen Şems de onun böyle sellemehüsselam girip çıkmaması için biraz ağırca sözler söylemişti.' -A. H. Çelebi.

97

hoşa gitmek

beğenilmek, bir kişiden veya bir şeyden hoşlanmak.

105

hoşaf gibi

çok yorgun.

117

hoşbeş etmek

sohbet etmek: 'Birkaç köylü ile hoşbeş ettim.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

96

hoşça kal (kalın)

ayrılan kimsenin kalanlara söylediği bir iyi dilek sözü: 'Hoşça kalın, diyor aracın kapısından çıkarken.' -A. Ümit.

144

hoşnutluk duymak

memnun olmak: 'Durumumdan artık kaygılanmadığımı, tersine oldukça hoşnutluk duymakta olduğumu fark ediyorum.' -İ. Aral.

112

hoşnutluk getirmek

memnun olduğunu göstermek: 'Fakat amirleri kendisinden çok hoşnutluk getiriyorlar.' -R. N. Güntekin.

107

hoşnutsuzluk getirmek

memnuniyetsizlik göstermek.

45

höt demek

gözdağı vermek, korkutmak.

93

hu çekmek (demek)

tekkelerde, dervişler ayin sırasında sürekli olarak hu demek.

44

hulus (huluslar) çakmak

dalkavukluk etmek, yaranmaya çalışmak: 'Bunlar aşiret reislerine hulus çakmışlar, hep alttan almışlar belki rüşvetlerini de yemişler ve onları şımartmışlardı.' -N. F. Kısakürek.

111