Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

kılıç çekmek

saldırmak veya selamlamak amacıyla kılıcı kınından çıkarmak.

88

kılıç kuşanmak (takmak)

kılıcı olmak ve onu taşıyacak güce ve yetkiye hak kazanmak: 'Harbiyede beraber okumuşlar, beraber kılıç kuşanmışlardı.' -H. E. Adıvar.

41

kılıç oynatmak

egemen olarak yaşamak.

103

kılıç sallamak

kılıç ile dövüşmek, düşman üzerine kılıçla saldırmak.

113

kılıç üşürmek

kılıç çekerek saldırmak: 'Kale kapılarında Allah adına birbirine kılıç üşürenler...' -A. İlhan.

99

kılıçlama kaçmak

yan yan koşarak çaprazlamasına gitmek.

112

kılıçtan geçirmek

çok sayıda insanı kılıçla topluca öldürmek: 'Bizim zavallı soydaşlarımıza kadar önünüze kim rast geldiyse kılıçtan geçirdiniz.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

98

kılıfına uydurmak

bir durum ve tutuma, yöntemine uygun biçim vermek.

49

kılığa bürünmek

oymuş gibi görünmek.

103

kılık kıyafeti düzmek

giysilerini yenilemek.

102

kılıktan kılığa girmek

1) giysi değiştirmek; 2) sık sık düşünce değiştirmek.

99

kılına halel gelmemek

hiçbir zarara uğramamak: 'Her şeyi kılıfına uydurduktan sonra kılına halel gelmez.' -M. İzgü.

44

kılını (bile) kıpırdatmamak (oynatmamak)

bir olay karşısında ilgisiz kalmak, en küçük bir tepki göstermemek: 'Yüzlerce Berlinli kendisini seyrediyormuş gibi kılını kıpırdatmadan resim yapardı.' -S. Birsel.

114

kımkım etmek

bir işi ağır ağır yapmak, oyalanmak.

42

kına (kınalar) yakmak (koymak, sürmek, vurmak, yakınmak, yakılmak)

1) kınayı su ile karıştırıp bulamaç kıvamına getirerek boyanacak yere sürmek: 'Bazıları bütün ele, avuçlara değil, yalnız bir tek parmağın baş kısmına kına koyarlardı ki buna yüksük kına tabir olunurdu.' -R. H. Karay. 2) mec. birinin uğradığı kötü duruma çok sevinmek.

126

kına gibi

çok ince (toz durumundaki şey): 'Kına gibi derler o taraflarda iyi işlenmiş topraklara.' -N. Cumalı.

111

kıpkırmızı kesilmek (olmak)

yüz herhangi bir nedenle çok kızarmak: 'Kız utancından kıpkırmızı kesilmiş.' -Ö. Seyfettin. 'Orhan'ın pembe esmer yüzü kıpkırmızı olmuştu.' -T. Buğra.

42

kır boynunu!

'defol! çekil! git!' anlamında kullanılan bir söz.

98

kıraat etmek

1) Kur'an'ı belli kural ve işaretlere göre okumak; 2) okumak: 'Olsa olsa mevzun cümlelerden mürekkep bir parçayı iyi kıraat etmiş olur.' -Y. K. Beyatlı.

105

kırağı çalmak (vurmak)

kırağı, dondurup bozmak.

112

kırağı düşmek (yağmak)

kırağı oluşmak.

115

kıran girmek

1) kısa bir zaman içinde çok sayıda ölmek: Bu yıl sığırlara kıran girdi. 2) bir şey bulunmaz olmak.

117

kıratını ölçmek

değerini biçmek, kıymetini belirlemek: 'Yüzlerini görür görmez, aşağıdaki misafirlerinin kıratlarını ölçmüştüm.' -E. E. Talu.

103

kırdığı koz (ceviz) kırkı (bini) aşmak

sürekli yakışıksız davranışlarda bulunmak.

111

kırığı olmak

karnede zayıf notu bulunmak.

115

kırık plak gibi

durmaksızın, aynı tonda tekrarlayarak.

104

kırılıp bükülmek

kırıtarak, kibarlığa özenerek konuşmak.

37

kırılıp dökülmek

1) kibar görünmeye çalışmak; 2) çok eskimek; 3) kırıklık duymak.

97

kırıp dökmek

dikkatsizlik veya öfkeyle birçok şeyin kırılmasına neden olmak: 'Kaşla göz arasında ellerine geçirdiklerini kırıp dökmeye koyulmuşlardı.' -A. İlhan.

36

kırıp geçirmek

1) yakıp yıkarak, öldürerek, baskı veya etki yaparak büyük zarar vermek: 'Pakize'nin kırıp geçirdiği bir şeyi görmekten hasıl olacak tesiri temaşaya gelen çocuklara...' -H. Z. Uşaklıgil. 2) çok sert davranarak darıltmak: 'Adamın her akşam yarım kiloyu devirdikten sonra ortalığı kırıp geçirmesinden perişan oluyorlar.' -Ç. Altan. 3) tuhaf söz ve davranışlarla herkesi çok güldürmek: 'Hoşsohbet, şakacı bir insan olduğu için Kâzım Bey'le kaynatasını kahkahadan kırıp geçirir.' -S. Birsel. 4) hayran etmek: 'Bir İspanyol şarkıcı var. Beyoğlu'nu kırıp geçiriyor.' -H. E. Adıvar.

30