Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

kırıp sarmak

bir şeyi yapmak için her türlü imkândan güçlükle yararlanmak: 'Düğüne kimlerin çağrıldığı anlaşılmaz, ne hediye gönderileceği de belli olmaz. Olmaz ama hepsi çağrılmıştır, hepsi de kırıp sarar, birer hediye alır yollar.' -M. Ş. Esendal.

104

kırış kırış olmak

çok kırışmak: 'Alnı da bir enlemesine, bir dikine kırış kırış oluyordu.' -T. Buğra.

67

kırk basmak

kırk gün dolmadan doğum yapmış annenin ve bebeğin dışarı çıkarılmasının tehlikeli olacağını geleneksel olarak kabul etmek: 'Yeni doğmuş iki çocuğu da kırk basar diye yan yana getirmezler.' -R. H. Karay.

41

kırk bir (buçuk) kere maşallah!

'pek çok, binlerce kez nazar değmesin!' anlamında kullanılan bir söz.

100

kırk dereden su getirmek

bin dereden su getirmek.

35

kırk evin kedisi

birçok eve girip çıkan (kimse).

95

kırk gün günahkâr, bir gün tövbekâr

sürekli kötü işler yaptıktan sonra iyi bir iş yapan insan için kullanılan söz.

108

kırk kapının ipini çekmek

içinde bulunduğu sorunu çözmek için kapı kapı dolaşmak, birçok yere uğramak.

113

kırk tarakta bezi olmak

birçok işi veya ilişkisi olmak.

114

kırkı (kırkları) karışmak

çocuklar için aynı kırk günlük süre içinde doğmuş olmak.

107

kırkı çıkmak

doğumdan veya ölümden sonra kırk gün geçmek.

50

kırkından sonra azmak

yaşlandıktan sonra yaşına uymayan davranışlarda bulunmak.

41

kırkından sonra saz çalmak

yaşlandıktan sonra uzun ve güç bir işe girişmek.

104

kırklara karışmak

bir kimse artık ortalarda görünmez olmak.

91

kırmızı dipli mumla davet etmek

birine bir yere gelmesi için çok yalvarmak, ısrar etmek.

108

kırmızı kart görmek

1) oyundan çıkarılma cezasına çarptırılmak; 2) mec. ciddi bir biçimde uyarılmak; 3) mec. dışlanmak.

109

kırmızı kart göstermek

sp. 1) oyundan çıkarma cezasına çarptırmak; 2) mec. ciddi bir biçimde uyarmak; 3) mec. dışlamak.

93

kısa kesmek

sözü uzatmamak: 'Ahmet Kerim annesiyle kısa kesmek istediği konuşmalarını hep kapıdan çıkarken ayak üstünde yapardı.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

113

kısa tutmak

1) bir şeyi gerektiği kadar uzun yapmamak. 2) bir konuyu geniş ve ayrıntılı bir biçimde vermemek: Başkan açılış konuşmasını kısa tuttu.

95

kısıntı yapmak

1) tutumlu davranmak; 2) azaltmak: 'Bu durum, ister istemez evi doldurup boşaltanlarda da kısıntı yapmamızı gerektiriyordu.' -A. Ağaoğlu.

98

kısıt altına almak

huk. kısıtlamak.

105

kıskacında olmak

bir konu üzerinde iki taraftan da sıkıştırılıp sıkıntılı duruma düşmek.

108

kıskıvrak yakalamak (bağlamak)

1) kurtulamayacak veya çözülemeyecek biçimde tutmak, sımsıkı tutmak: 'Gecelerden bir gece, birkaç yeniçeri onu kıskıvrak yakaladı.' -İ. O. Anar. 2) mec. tamamen etkisi altında kalmak, bir şeyle sürekli meşgul olmak: 'Amma yalnız bu olmadı, benim muhayyilemi kıskıvrak bağlayan şey, bir başka tecrübe daha ömrüm boyunca beni tesiri altında bıraktı.' -R. H. Karay.

50

kısmet (kısmeti) çıkmak

evlenme teklifi almak: 'Zavallı kızın kısmeti çıkmış, kendine sormadan, danışmadan hemen vermişler.' -Ö. Seyfettin.

45

kısmet beklemek

evlenmeyi, evleneceği kimseyi beklemek: 'Şimdi genç değil, şöyle kırkını, kırk beşini aşmış, efendiden, ağırbaşlı bir kısmet bekliyor.' -H. Taner.

113

kısmeti açılmak

1) kazancı artmak, bolluğa ermek; 2) kendisiyle evlenmek isteyen biri çıkmak.

113

kısmeti ayağına (kadar) gelmek

beklenmeyen bir nedenle kazançlı bir durumla karşılaşmak.

106

kısmeti bağlanmak

istediği hâlde evlenememek.

107

kısmeti kapanmak

1) kazancı azalmak; 2) kendisiyle evlenmek isteyen biri çıkmamak.

103

kısmeti kesilmek

daha önceden kendisine nasip olan bir şey artık nasip olmamak: 'Çöp tenekeleri modernleşip metal sandıklara dönüşünce bu zavallıların çöp tenekelerinden de kısmeti kesildi.' -A. Boysan.

39