Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

maşallahı var

bir kimsenin veya bir şeyin iyi bir durumu anlatılırken söylenen bir söz: Çocuğun bugün maşallahı var, hiç huysuzluk etmedi.

104

mat etmek

1) satranç oyununda yenmek: 'İki kişiyi birden satrançta mat ettim.' -A. Gündüz. 2) bir tartışma sonunda karşısındakini cevap veremez duruma düşürmek: 'Başkaları onları mat etmeden onlar kendi çelişkileri ile kendilerini çelmeliyorlardı.' -H. Taner. 3) kötü duruma düşürmek, bozmak: 'Başka bir çocuk arabasındaki hafif cümbüşü birdenbire bu araba mat etti.' -O. C. Kaygılı.

100

mat olmak

1) satranç oyununda yenilmek; 2) bir tartışma sonunda veya benzeri bir durumda yenik düşmek.

96

matem tutmak

yas tutmak.

38

matiz olmak

argo sarhoşluktan sızacak duruma gelmek: 'Bak şu moruğa matiz oluyor gene.' -O. Kemal.

100

matrağa almak

alaya almak, eğlenmek.

31

matrak geçmek

argo alay etmek, eğlenmek: 'Matrak mı geçiyorsun benimle?' -N. Cumalı.

93

maval okumak

yalan söylemek, yalan söyleyerek oyalamak, masal okumak.

113

mavi boncuk dağıtmak

birçok kişiye birden sevgi göstermek ve söz konusu kişileri, bu sevginin yalnız kendisine verildiğine inandırmak.

108

mavra atmak (sıkmak)

1) gevezelik etmek; 2) palavra atmak.

96

maya çalmak

mayalanmayı sağlamak.

96

mayasında olmak

içinde olmak.

31

maydanoz olmak

olur olmaz her işe karışmak.

99

mayın dökmek (döşemek)

denize mayın bırakmak, denizi mayınlamak.

102

maymun gibi

1) tuhaf, gülünç hareketler yapan; 2) taklitçi.

95

maymun gözünü açtı

geçen bir olaydan ders alındığını anlatan bir söz.

33

maymuna dönmek

1) çirkin ve gülünç duruma girmek; 2) uslanmak.

85

mayna etmek

1) herhangi bir şeyi halat ve palanga aracılığıyla denize veya yere indirmek: '... filikalarını mayna etmişlerdi.' -A. İlhan. 2) mec. fırtına yatışmak.

102

maytap geçmek

biriyle alay etmek.

98

maziye karışmak

geçmişte kalmak, yürürlükten ve işlerlikten çıkmak.

94

mazur görmek

kusura bakmamak, hoş görmek, bağışlamak, affetmek: 'Büyük işler deruhte etmemiş insanların, bu husustaki tereddütlerini mazur görmelidir.' -Atatürk.

58

mecali (mecal) kalmamak

güç kalmamak, güçsüzleşmek: 'Artık ne yürümeye ne de ayak üstünde durmaya mecali kalmıştı.' -M. Ş. Esendal.

98

mecalsiz düşmek

güçsüzleşmek, takati kalmamak: 'Bir aralık kadının mecalsiz düştüğünü fark ettiler.' -R. H. Karay.

94

mecbur kalmak (olmak)

herhangi bir şeyi yapmak zorunda bulunmak.

97

meclis kurmak

birkaç kişi konuşmak veya eğlenmek için toplanmak: 'Nihayet bir akşam bütün ihtiyarlar, kadın erkek meclis kurar, ahenge başlarlarmış.' -H. E. Adıvar.

32

mecrası değişmek

bir iş, bir olay için gidişi, yönü, doğrultusu değişmek.

32

medar olmak

yardımı, yararı dokunmak.

98

medet ummak (beklemek)

yardım beklemek: 'Emin ol ki dağınık ve kasvetli bir cemiyet içinde aşktan bile medet ummayız.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

33

mehil vermek

süre tanımak.

37

mehtaba çıkmak

ay ışığında gezip dolaşmak: 'O gece mehtaba çıkmak için bir hayli evvelinden başlayan tatlı bir hazırlık devresi vardı.' -A. Ş. Hisar.

89