Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

mukavemeti kırılmak

direnci, gücü azalmak.

112

mum etmek

muma çevirmek.

110

mum gibi

1) dosdoğru, dimdik; 2) uslu, kıpırtısız; 3) tertemiz, düzgün; 4) zayıf, sararıp solmuş.

103

mum kesilmek

sessiz, uslu, doğru düzgün durmak: 'Öteki çocuklar mum kesilmişler, sahte bir sessizlikle birer disiplin modeli olmuşlardı.' -Ç. Altan.

47

mum olmak

1) hırçınlığı, yaramazlığı bırakmak; 2) argo razı olmak: O bu işe çoktan mum olmuştur ama kendini naza çekiyor.

109

mum yakmak

kutsal sayılan bir yere giderek adak adadığında mum yakıp koymak.

100

mum yapıştırmak

1) bir şeyi kırmızı mumla mühürlemek; 2) mec. önemli bir şeyi unutmayıp akılda tutmak.

105

muma döndürmek (çevirmek)

her sözü dinler duruma getirmek, uslandırmak.

51

mumla aramak

çok isteyerek ve özlemle aramak: 'Kısacası, böyle bir komşuyu mumla arasa bulamayacaktır.' -T. Buğra.

114

mumya gibi

çok zayıf ve renksiz (kimse).

111

murada (muradına) ermek

isteğine kavuşmak, dileği gerçekleşmek, arzusu yerine gelmek: 'Sevdalılar nihayet murada eriyorlar.' -R. N. Güntekin.

102

muradı gözünde kalmak

emeline ulaşamamak: 'Kabrimin baş taşına yazsınlar / Muradı gözünde kalan bu diye' -Âşık Ali İzzet.

100

murat almak

dileğine kavuşmak.

102

murdar gitmek

murdar bir biçimde ölmek.

105

musallat olmak

birini sürekli rahatsız etmek, birine sataşmak, peşini hiç bırakmamak:

99

muşamba gibi

çok kirlenmiş (çamaşır, kumaş, örtü vb.).

100

muşmula gibi

asık (surat).

103

mutabık kalmak

uyuşmak, anlaşmaya varmak: 'O akşam da müzakere sonunda bu yaşıtım üvey dayımla mutabık kaldık.' -H. F. Ozansoy.

102

muvafık bulmak

uygun görmek kabul etmek: 'Bu, saadet, hürriyet vadeden düşman kumandanının karşısında inat etmeyi muvafık bulmadı.' -Ö. Seyfettin.

38

mübah görmek (saymak)

hoş görmek, sakıncasız bulmak: 'Kendine mübah gördüğünü bana yasak ederek beni susturmak mı istiyordun?' -P. Safa.

112

mücadele vermek

savaş vermek, mücadele etmek.

98

müdana etmemek

1) kendini borçlu hissedecek duruma düşürmemek, kendi ayakları üstünde durmak, kimseye açıklama yapma gereği hissetmemek; 2) yaranmaya, iyi görünmeye çalışmamak.

98

mühür basmak

mühürlemek.

106

müjde koşturmak

bir muştuyu bir kimseye ivedilikle ulaştırmak.

98

müjde vermek (götürmek)

bir kimseye sevindirici, mutlu bir haberi ulaştırmak.

105

mükâfatını görmek

herhangi bir olumlu davranışın, özverinin veya bir sıkıntının iyi sonucunu elde etmek: 'Zavallı babam geçirdiği yetmiş senelik azabın mükâfatını görecek.' -Ö. Seyfettin.

112

mülahazat hanesini açık bırakmak

bir kimse hakkında kesin bir kanıya varamayarak zamanla ortaya çıkacak gelişmeleri beklemek.

107

mülakat vermek

belli bir konuda konuşmak, demeç vermek.

105

mümkün görünmek

olabilmek: 'Alınan tedbirlere rağmen Türkiye'nin nüfus artışını, beklenilen bir şekilde durdurmak pek mümkün görünmüyor.' -M. Kaplan.

103

mümkün olmak

imkân bulunmak: 'Bu iki ışık, varılması mümkün olmayan bir uzaklıkta duruyordu.' -H. S. Tanrıöver.

100