Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

münakaşa götürmemek

tartışmaya yer vermeyecek biçimde kesin olmak.

38

münasebet almak

uygun düşmek.

103

münasebet düşmek

uygun bir durum ortaya çıkmak.

100

münasebet kurmak

iki şey arasında ilişki bulmak, yakınlık görmek.

99

münasebete girmek

1) tanışma yolu açmak, ilişki kurmak: 'Onunla temas ve münasebete girmektense hiçbir şey yapmamayı ve hazır paradan yemeyi tercih ediyorum.' -Y. K. Karaosmanoğlu. 2) cinsel yaklaşımda bulunmak.

38

münasebeti düşmek

sırası gelmek: Bir münasebeti düşerse söylerim.

106

münasebetini getirmek

sırasını getirmek.

110

münasebette bulunmak

1) ilişkisi olmak; 2) ilişki kurmak; 3) cinsel ilişkiyi gerçekleştirmek.

97

münasip bulmak

uygun olduğunu, yerinde görüldüğünü kabul etmek: 'El işlerini, bilhassa ziraatı münasip buldu.' -N. Hikmet.

106

münasip düşmek

uygun düşmek: 'O makama daha gayur bir zat münasip düşüyordu.' -A. İlhan.

106

münasip görmek

uygun ve yerinde bulmak: 'Kendi çocukları hep kız olduğu için yeğeni Bilâl'i bu işe münasip gördü.' -H. E. Adıvar.

120

müracaatta bulunmak

müracaat etmek.

40

mürekkebi kurumadan bozmak

kararı, sözleşmeyi, anlaşmayı yazılmasından çok kısa süre sonra bozmak.

106

mürekkep olmak

-den oluşmak.

106

mürekkep yalamak

çok okumuş, yazmış olmak: 'Herhâlde aile terbiyemin, görgümün ve az buçuk mürekkep yalamış olmamın da bu Tanrı vergisini beslemekte tesiri olacaktır.' -R. N. Güntekin.

102

mürekkep yalamış

öğrenim görmüş, kültürlü: 'Şöyle az buçuk mürekkep yalamış bir insanı böylesine üç nutuk çılgına döndürür.' -S. F. Abasıyanık.

101

mürüvvetini görmek

anne ve baba çocuklarının sevinçli günlerini görerek mutluluk duymak: 'Ne kaldı şurada alnımızın akıyla ilk torunumun mürüvvetini görmeye?' -A. Ağaoğlu.

114

müsaade etmek (buyurmak)

1) izin vermek: 'Hiçbir şey söylemesine müsaade etmedim, gayet haşin, çok sert davrandım.' -E. İ. Benice. 2) geçiş için yol vermek, yol açmak; 3) elverişli, uygun olmak.

115

müsabakaya girmek

yarışmak, yarışmaya katılmak.

110

müsadere etmek

zor alıma çarpmak.

102

Müslüman mahallesinde salyangoz satmak

körler mahallesinde ayna satmak.

41

müstahak olmak

hak kazanmak, layık olmak: 'Sen bu akıbete iki defa müstahak olmuşsun çocuğum.' -R. N. Güntekin.

39

müşahede altına almak

sürekli gözlem altında bulundurmak.

102

müşkülat çekmek

zorluk, güçlük içinde kalmak: 'Görüyorsunuz ki cevap vermekte müşkülat çekiyorsunuz.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

116

mütalaa yürütmek

herhangi bir görüş üzerinde ayrıntılarıyla düşünce üretmek.

109

mütalaada bulunmak

görüş veya düşünce ileri sürmek.

87

mütekabiliyet esası üzerine

karşılıklı olarak.

39

müze gibi

eski ve değerli eşyaları olan (yer).

85

müzevirlik etmek

söz getirip götürmek, ara bozmak.

98

nabız almak

nabzını saymak.

106