Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

namzet göstermek

bir iş için aday belirleyip sunmak, aday göstermek.

110

nane yemek

yakışıksız bir davranışta bulunmak, uygunsuz bir iş yapmak.

36

nanik yapmak

birini budala yerine koymak, alay etmek.

101

nankörlük görmek

nankörce davranışla karşılaşmak: 'Annen bu yalıya o kadar emek vermiş, sonra nankörlük görmüş.' -P. Safa.

93

nar gibi

iyice kızarmış (yiyecek).

32

nara atmak (basmak)

yüksek sesle uzun uzun haykırmak: 'Bu cevabı alan Şems bir nara atarak kendinden geçmiş ve bir daha Mevlâna'nın peşinden ayrılmaz olmuştu.' -A. H. Çelebi.

37

narh koymak

ihtiyaç maddeleri için değişmez fiyat belirlemek.

104

nârına (nâra) yanmak

ateşine yanmak: 'Bizim çocukluğumuz, söğüt ağacından düdük yontmakla geçerken bir gün ele avuca sığmayan bir arkadaşın nârına yandık.' -B. R. Eyuboğlu.

39

nasıl ki

iki cümle arasındaki anlam ilişkisini 'olduğu gibi' anlamıyla bağlayan bir söz: 'Acele etmez ağırdan alır, nasıl ki bu akşam da ağırdan alıyor.' -M. Ş. Esendal.

36

nasıl olmuşsa

her nasılsa: 'Yine, nasıl olmuşsa, ayakta dikilecek yer yokken, yanımdaki koltuk boş.' -A. Ağaoğlu.

100

nasıl olsa

her durumda, er geç: 'Nasıl olsa, daha bir gün Bodrum'da kalacağımız anlaşılıyor.' -A. Erhat.

110

nasır bağlamak (tutmak)

1) nasırlanmak; 2) mec. duygusuzlaşmak, duyarlığını yitirmek: O adamın kalbi nasır bağlamış.

91

nasırına basmak

çıkarını engellemek: 'Tütün alıcılarının nasırına basmamak, gölgelerini bile çiğnemeden dolanıp da geçmek gerektiğini biliyordu.' -N. Cumalı.

92

nasibini almak

güzel, hoşa giden bir şeyden kısa bir süre de olsa yararlanmak, sebeplenmek: 'Herkes ondan haz veya hüzün, kendi nasibini alırdı.' -A. Ş. Hisar.

31

nasihatte bulunmak

nasihat etmek.

104

nasip almak

1) Bektaşilikte tarikata girme töreni yapılmak; 2) yararlanmak, kısmetine düşeni elde etmek: 'Konaktaki hamamlardan halayıklar, hizmetçiler de nasiplerini alırmış.' -S. Birsel.

34

nato kafa, nato mermer

söz dinlemez, söz anlamaz, taş gibi kafa.

97

nazar değmek

göz değmek.

92

nazara gelmek

göz değmek: 'Hele marangoz Halil'in gözünü de denemiş. Nazara gelmemek için kendi kendine okuyup üflüyor, nerede tahta görürse tak tak vuruyor.' -H. Taner.

98

nazarı değmek

gözü değmek.

96

nazarıdikkate almak

1) dikkatle inceleyerek değerlendirmek; 2) göz önünde bulundurmak.

102

nazarıdikkatini çekmek

ilgisini çekmek.

99

nazarıitibara almak

dikkat etmek, dikkate almak.

101

nazına katlanmak

istenen her şeyi hangi durumda olursa olsun yerine getirmek: 'Cemal Paşa, gençlik akımı içinde hatırı sayılır olduğunu bildiği için sonuna kadar Halide Hanım'ın nazına katlandı.' -F. R. Atay.

93

nazire yapmak

bir söze, bir davranışa benzeriyle karşılık vermek.

74

ne âlâ memleket

haksız ve yersiz işlerin hoş görüldüğü, kurallaştığı bir ortam için ters anlatışla 'diyecek yok, ne güzel' anlamında kullanılan bir söz.

98

ne âlem

yadırganan ancak kızılmayan davranışları olan kimseler için kullanılan bir söz: Ne âlem çocuksun!

34

ne âlemde?

nasıl?

98

ne alıp veremiyor?

'isteği, dileği nedir, niçin musallat oluyor?' anlamında kullanılan bir söz.

99

ne altını bırakmak ne üstünü

bir şeyin veya yerin her tarafını karıştırmak, dolaşmak vb: Geze dolaşa şehrin ne altını bıraktık ne üstünü.

32