Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

ramp ışığına çıkarmak

bir oyunu sahnelemek: 'Yasak oyunum bu rejimde aklandı, Ulvi Uraz onu ramp ışığına çıkardı.' -H. Taner.

107

rampa etmek

1) taşıt bir yere, bir şeye veya bir başka taşıta yanaşmak: 'Bu arabalar her akşam Beyoğlu'nda Tokatlıyan'ın yaya kaldırımına rampa eder.' -H. R. Gürpınar. 2) argo birinin içki masasına çağrılmadığı hâlde oturmak.

98

randevu almak

bir kimseden belli bir saat ve yerde buluşmak için söz almak, gün almak: 'Adamcağız, samimi bir refah ve zevkle yeni bir randevu aldıktan sonra gitti.' -A. Gündüz.

39

randevu vermek

belli bir saatte, belli bir yerde biriyle buluşmak için söz vermek: 'Az sonra birbirimize randevu vermişiz gibi ben de gelirim.' -R. H. Karay.

108

rap diye

ansızın: 'Delikanlı, yokuşa saptı, arabayı rap diye cakalı bir tavırla durdurdu.' -H. Taner.

110

rapor almak

1) hasta olup olmadığını belirlemek amacıyla herhangi bir sağlık kuruluşundan belge almak; 2) sorumluluğu altındakilerden herhangi bir konuda bilgi almak.

41

rapor etmek

rapor vermek: 'İşçileri ariz amik inceleyip rapor edecek.' -A. İlhan.

42

rapor vermek

herhangi bir konuda yapılan inceleme, araştırma sonucu düşünce veya gözlemleri bildirmek.

39

rast gele!

'işiniz rast gitsin' anlamında kullanılan bir söz.

102

rast gelmek

1) düşünmediği, ummadığı hâlde karşılaşmak, rastlamak, tesadüf etmek: 'Fukara bir denizciye rast gelirsen süngerlerimden birkaç tanesini ona ver, gönlünden koparsa.' -Halikarnas Balıkçısı. 2) düşünmediği veya düşülmediği hâlde payına düşmek: Kumaşın iyisi bana rast geldi. 3) atılan şey hedefi bulmak: Çok ev aradım ama hiçbir yerde rast gelmedi. 4) tesadüf etmek, denk gelmek: 'Yumrukları ile başına, ne tarafına rast gelirse vurmaya, tekrar vurmaya başladı.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

105

rast getirmek

1) rast gelmesini sağlamak: Üç kurşun attı, ikisini rast getirdi. 2) kollamak, seçmek: Neşeli bir anında rast getirip dilediğimi söyledim, hemen kabul etti. 3) aranmakta olan bir şeyi veya kimseyi umulmadık bir yer ve zamanda bulmak; 4) Tanrı, uygun getirmek, başarılı kılmak: Allah işinizi rast getirsin.

41

rast gitmek

uygun düşmek, istenilen biçimde gelişmek: İşi rast gidiyor.

111

rastık çekmek

rastık sürmek.

97

raydan (rayından) çıkmak

düzeni bozulmak, altüst olmak.

111

rayına girmek

bir iş, bir girişim düzene sokulmak, iyi bir duruma getirilmek.

48

rayına oturtmak

bir işi yoluna, yöntemine koymak, düzgün işler duruma getirmek.

104

razı etmek

kabul ettirmek: 'Yalvardı yakardı, beni, fabrikayı beklemeye razı etti.' -S. F. Abasıyanık.

107

razı olmak (gelmek)

uygun bulmak, beğenmek, benimsemek, istemek, kabul etmek: 'Allah'ın emri, Peygamber'in kavliyle varmaya belki razı olurum.' -H. R. Gürpınar. 'Her akşam, üstlerinin aranmasına razı gelecek on işçi daha aldı.' -L. Tekin.

113

reaksiyon göstermek

tepkimek: 'Çok ani, hemen hiç düşünmeden reaksiyon gösterdim.' -E. Işınsu.

112

reçete gibi

1) okunaksız (yazı); 2) kesin yargı ve çözüm bildiren: 'Reçete gibi kati ve veciz bir beyit ki dört kelime ile bu derdin devasını söylüyor.' -R. N. Güntekin.

40

reçete yaptırmak

reçetede yazılı olan ilaçları hazırlatmak veya satın almak: 'Tramvay caddesine çıktı, bir eczaneye girdi, reçete yaptırdı.' -T. Buğra.

39

rehavet çökmek (basmak)

gevşeklik, ağırlık duymak ve uyumak istemek: 'Bütün asabıma bir rehavet çöktü, gözlerim kapandı.' -N. Hikmet.

41

rehin almak

bir anlaşma, sözleşme veya isteğin yerine getirilmesini sağlamak için bir kimseyi alıkoymak.

99

rehin etmek

rehin olarak vermek.

108

rehin vermek

tutuya bırakmak: 'Hacı'dan gereken şunu bunu alarak toprağın şu parçasını, o parçasını rehin verdik' -Halikarnas Balıkçısı.

97

rehine koymak (vermek)

tutuya koymak: 'Beş lira için ananın saatini rehine koyduğunu unuttun mu?' -H. R. Gürpınar.

106

reklam etmek

herhangi bir kimseyi veya olayı, durumu açığa vurmak, ilan etmek, afişe etmek, ifşa etmek.

45

reklam yapmak

her türlü aracı kullanarak bir şeyi halka tanıtmak, ünlenmesini sağlamak: 'Sizin için geniş bir reklam yapacağım, adımı ortaya koyacağım.' -T. Buğra.

103

rekor kırmak

1) eski rekoru aşıp yeni, üstün bir sonuç elde etmek; 2) daha iyi bir derece elde etmek: 'Tam en az elli bin satıp rekor kıracak.' -A. Gündüz.

46

remil atmak (dökmek)

kumda birtakım çizgiler çizerek fala bakmak: 'Ondan sonra bakıcı hoca remil atsa nerede olduğumu bulamaz.' -H. R. Gürpınar.

102