Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

rengi atmak (kaçmak, uçmak)

1) solmak: 'Rengi uçmuş kenarları yenmiş ... bir fotoğrafı var.' -A. Ş. Hisar. 2) korku, heyecan vb. sebeplerle benzi sararmak: 'Kadınlar da bu defa Tevfik'i dükkânın kapısında yakaladılar, aynı şeyi ona açtılar, Tevfik'in rengi uçtu, dudakları titredi.' -H. E. Adıvar.

113

rengini belli etmek

yandaşlığını açıklamak, düşüncesini, eğilimini açığa vurmak: 'Rengimizi belli etmenin sorumluluğunu her an taşıyabilmek durumundayız.' -A. Cemal.

104

renk almak

yeni bir renk kazanmak.

46

renk vermek (katmak)

1) çamaşır rengi solmak; 2) neşe, canlılık veya değişiklik kazandırmak: 'Bembeyaz bulutlar kırmızılaştı / Sonra yavaş yavaş deminki renksiz / Göklere renk veren bir ziya taştı / Açılırken hülyalı enginlere biz' -N. Hikmet. 3) açık etmek: 'O fırsatta onu yererek göze girmeye çalışan birkaç tıynetsiz dalkavuk da elbet renk verdiler.' -A. Kabaklı.

105

renk vermemek

duygularını, düşüncelerini veya başka bir durumunu belli etmemek, bir şeyi bildiği hâlde bilmez gibi görünmek: 'Şaşırmış gibi yüzüme bakıyor ama renk vermiyor.' -A. Ümit.

39

renkten renge girmek

korkudan veya utançtan yüzünün rengi değişmek, sıkılmak: 'Genç kız, renkten renge giriyor, verecek cevap bulamıyordu.' -R. N. Güntekin.

111

replik almak

oyuncunun karşısındakinden kendi yapacağı espriye hazırlık mahiyetinde bir söz veya cümle almak: 'Spritüel dostum Pişekâr'ından dişi bir replik almış bir Kavuklu kadar sevinçli, gülümsedi.' -H. Taner.

104

resim almak

1) bir şeyin resmini yapmak; 2) resim çekmek; 3) vergi ödetmek.

44

resim çekmek (çıkarmak)

fotoğraf makinesiyle bir şeyin biçimini kâğıda geçirmek.

109

resim gibi

çok güzel.

95

rest çekmek

1) oyuncu önündeki paranın tümünü ortaya koymak; 2) mec. herhangi bir konuda sert ve kesin olarak son sözü söylemek.

138

resti görmek

ileri sürülen paranın miktarını kabul edip aynı miktarda parayı ortaya koymak.

104

revaç bulmak

geçerli ve değerli sayılmak: 'Falcılık bilhassa işlerin kötüleştiği yerlerde revaç bulur.' -N. Hikmet.

102

revaçta olmak

değerli, üstün veya geçerli olmak: 'Sakal ve bıyığın revaçta olduğu bir dönemden geçmedik değil!' -H. Taner.

108

revan olmak

yola çıkmak.

114

revnak vermek

hoşluk, güzellik, renklilik katmak: 'Sefiremizin tiyatrosever oluşu konuşmalara daha da revnak verdi.' -H. Taner.

36

rey vermek

oy kullanmak: 'Ekseriyeti öksürüklü ise de henüz rey verecek kadar kolunu oynatabilir.' -F. R. Atay.

104

rezalet çıkarmak

rezalet sayılacak bir durumun ortaya çıkmasına yol açmak: 'Her kadının takdim edilmek için can attığı böyle büyük bir adamla dansı yarıda bırakıp rezalet çıkarmak için insanın aklı kaçık olmalı.' -H. E. Adıvar.

107

rezil olmak

çok utanacak bir duruma gelmek: 'El âleme karşı rezil olmayalım.' -N. F. Kısakürek.

106

rezil rüsva olmak

toplum içinde ayıplanacak bir duruma düşmek: 'Hasan, bu dediğini yapsaydı, dört başı mamur bir dayak yiyip âleme rezil rüsva olacaktı.' -O. C. Kaygılı.

112

rıza göstermek

razı olmak, onamak, uygun bulmak: 'Yarım yamalak ıslahat tedbirlerine inanmaktansa kazaya rıza göstermek bana daha hoş görünür.' -Y. K. Beyatlı.

101

rızası olmak

izni olmak, müsaadesi olmak: '... kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz, rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz.' -Anayasa.

107

rızasını almak

onayını almak, müsaadesini almak.

106

rızkını çıkarmak

günlük yiyecek parasını çıkarmak.

103

rikkat vermek

duygulandırmak, etkilemek: 'Yıllardır devam eden bağlılıkları, kendilerini bilenler için rikkat verici bir manzaraymış.' -A. Ş. Hisar.

105

riske girmek (risk almak)

zararı göze almak.

42

rivayet olunmak (edilmek)

bir olay, bir haber vb. anlatılmak: 'Mahkemeden kurtulup kapıdan çıkarken gizlice söylediği rivayet edilen bir laf var.' -N. F. Kısakürek.

49

robot resmini çizmek (yapmak)

adli olaylarda tanığın tarifiyle şüphelinin görünümünü yansıtan resmini çizmek.

107

rol almak

bir oyunda görev almak: 'Kafile, rol alan şahıslar tarafından yapılan türlü oyunlarla geziyi tamamlar.' -A. K. Tecer.

106

rol çalmak

1) oyun sırasında söz başka bir oyuncuda iken seyircinin ilgisini kendi üzerine çekmek; 2) birinin söyleyeceği sözü ondan önce söylemek.

114