Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

salto atmak

rakibe salto oyunu uygulamak.

107

saman alevi gibi

birden parlayıp arkasından hemen yatışan.

104

saman altından su yürütmek

belli etmeden iş çevirmek, ortalığı karıştırmak: 'Saman altından su yürüten, ürkek, kaypak görünüşlü insanoğlunu tanımışlığı var.' -Y. Kemal.

35

saman gibi

tatsız, yavan: 'Saman gibi bir yaşamdı günlük yaşamım ama her şey dışarıdan bakılınca hiç de kötü değildi.' -E. Bener.

108

sana yalan, bana gerçek

'söylediğim şeyi sen bilmiyorsun ancak doğrudur, ben biliyorum' anlamında kullanılan bir söz.

95

sancak göstermek

den. gemi, ulusunu belirten sancağını göndere çekmek.

87

sancısı tutmak

1) birdenbire ve şiddetli bir ağrı gelmek: 'İlk kum sancısının nasıl tuttuğunu nakledecekmiş.' -S. M. Alus. 2) mec. tedirgin olmak.

33

sandığa gitmek

1) seçim kararı almak; 2) oy kullanmak.

90

sandığa gömmek

seçimde ağır yenilgiye uğratmak.

94

sandık başına gitmek

sandığa gitmek.

124

sandık düzmek

çeyiz hazırlamak: 'İleride yine ona gönderilmek üzere bir de sandık düzmesine ne mâni vardı.' -R. N. Güntekin.

95

sandıktan çıkmak

hlk. seçimle işbaşına gelmek.

94

sanısına kapılmak

sanmak, zannetmek.

97

sansür koymak

sansürlemek: 'Onlar bu vehimle ellerinden gelse / Rüyalara sansür koyacaklar bir gün' -A. N. Asya.

32

sansürden geçirmek

her türlü yayını, sinema ve tiyatro eserini denetlemek.

29

santim kaçırmamak

çok dikkatli ve hesaplı olmak.

33

sap çekmek

biçilmiş ekini tarladan harmana kaldırmak.

102

sap derken saman demek

belirli ve doyurucu bir düşünce ortaya koyamamak: 'Konuşma, sap derken saman demek kabîlinden hiçten şeylerden ibaret kalmıştır.' -R. H. Karay.

101

sap gibi

1) çok ince: 'Avurtları çökmüş, boynu yakasının ortasında sap gibi kalmıştı.' -H. Taner. 2) argo yalnız, tek başına.

93

sap yiyip saman sıçmak

kaba 1) bir olaya kızıp ateş püskürmek; 2) yararsız şeylerle uğraşmak.

40

saparta (sapartayı) yemek

azarlanmak, terslenmek: 'Mebustan saparta yiyen bu adam kimdir?' -R. E. Ünaydın.

35

sapartayı vermek

azarlamak, terslemek: 'Hanımefendi kalkmış, ikisine de sapartayı vermiş.' -H. R. Gürpınar.

88

sapına kadar

tam anlamıyla, bütünüyle: 'O sapına kadar askerdir; asker doğmuş, asker ölecektir.' -H. Taner.

97

sapır sapır dökülmek

başarısız olmak.

37

sapla samanı karıştırmak

iyi ile kötüyü ayıramamak.

95

saplanıp kalmak

1) takılıp kalmak: 'Mistik olmayan felsefe görünüşünde de tamamen H. Spencer'e saplanmış kalmıştı.' -H. Taner. 2) bir konuda yoğunlaşıp başka bir şeyle ilgilenmemek.

108

sapsarı kesilmek (olmak)

çok sararmak: 'Heyecandan dudakları titriyordu ve benzi sapsarı kesilmişti.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

96

sararıp solmak

1) giderek daha çok solmak: 'Sokakları dolduran sayılmaz şapkaların zalimce, kurnaz ve namussuz gölgelerinde sararmış solmuş.' -Ö. Seyfettin. 2) mec. sağlığı bozulmak: 'Karısı anlaşılmayan bir illetle sararıp soldu, birkaç ay içinde ölüp gitti.' -Halikarnas Balıkçısı.

30

sardalya gibi istif olmak

bir yerde çok kalabalık ve sıkışık bulunmak.

103

sarhoşluğa vurmak

kendini sarhoş gibi göstermek, sarhoş olmuşçasına davranmak: 'Hatta sarhoşluğa vurup orada kaldığım geceler de oldu.' -M. Ş. Esendal.

31