Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

sebepsiz kalmak

yoksul bir duruma düşmek.

111

sebil etmek

bol bol vermek, dağıtmak.

111

sebilhane bardağı gibi

hoşa gitmeyen kalabalık (insan topluluğu).

34

secde etmek

1) alnı, eli, ayakları, dizleri, ayak parmaklarını yere getirmek: 'Tozlanmış camların arkasından secde eden ruh ile merkadi tebcile başladı.' -A. H. Müftüoğlu. 2) mec. saygı göstermek.

98

sedyelik olmak

ayakta duramayacak duruma gelmek.

112

sefa (sefalar) bulduk

'sefa geldin, sefa geldiniz' sözüne 'teşekkür ederim' anlamında karşılık olarak kullanılan bir söz.

97

sefa geldin (geldiniz)

'hoş geldin, hoş geldiniz' anlamında kullanılan ağırlama, karşılama sözü: 'Her şahsa kendi ismiyle sefa geldin, derdi.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

112

sefa geldine gitmek

bir kente, bir mahalleye yeni gelen veya geziden dönen birine ziyarete gitmek.

96

sefa sürmek

rahat, sakin ve eğlenceli yaşamak.

45

sefalet çekmek

yoksul ve perişan yaşamak.

99

sefasına bakmak

rahatına bakmak: 'Şöyle bir iki parça, sağlam nevinden irat ve akar edinip efendi efendi yan gel, sefana bak.' -E. E. Talu.

87

sefasını sürmek

bir durumun getirdiği, sağladığı olanaklardan yararlanmak: 'Uzun yıllar cefasını çektiği Yokuş'un sefasını sürecekti artık.' -Y. Z. Ortaç.

43

sefer etmek

gezmek, gezinti yapmak, yolculuk etmek: 'Ne hoş, ey güzel Tanrı'm, ne hoş / Maviliklerde sefer etmek' -O. V. Kanık.

117

sefer tası gibi

her katında birer odası olan (yüksek ev).

105

seferber olmak

birçok kimse bir iş, bir amaç için bütün olanaklarıyla girişmek: 'Anası, kardeşi, konu komşu, bilen bilmeyen, polis, jandarma, herkes seferber oldu. Nevin bulunamadı.' -R. Çalapala.

110

sefere kalkmak

yolculuğa başlamak: 'Sefere kalkacak bir sürü tekne vardı limanda.' -Halikarnas Balıkçısı.

104

segman atmak

aşınan segmanı değiştirmek.

104

sehpaya çekmek

asarak öldürmek, darağacına çekmek, asmak.

97

seksen kapının ipini çekmek

içinde bulunduğu sorunu çözmek için kapı kapı dolaşmak, birçok yere uğramak: 'Ama şimdi, bir çift lastik için seksen kapının ipini çekiyoruz.' -R. Enis.

109

sekte vermek

kesintiye uğramak.

33

sekte vurmak

kesilmesine sebep olmak, kesintiye uğratmak.

106

sekteye uğratmak

kesmek, kesintiye uğratmak: 'Sorular sorar ve dersimi sekteye uğratırdı.' -H. F. Ozansoy.

105

sel gibi akmak

1) sıvılar için bol ve gür akmak: 'Durmaz akar gözüm yaşı sel gibi.' -Âşık Veysel. 2) zaman çabuk ve hızla geçmek; 3) insanlar kalabalık bir yığın hâlinde gitmek, yürümek.

107

sel olup akmak

gitmek: 'Nerede kaldı bunlar? Sel olup aktılar mı? / Kapkara bir günümde beni bıraktılar mı?' -F. N. Çamlıbel.

101

sel seli götürmek

çok fazla sel olmak.

35

selam (selama) durmak

bir büyüğe, bir üste veya saygı duyulan bir şeye ayakta selam vermek: 'Ama birader, rahat mı edeceğiz bu bahçede, gelene geçene selam mı duracağız?' -Y. Z. Ortaç. 'Yollarda sarı ve zayıf halk selama duruyor.' -F. R. Atay.

96

selam (selamı) almak

1) birinin selamlamasına karşılık vermek: 'Pazara indiği zaman kendine verilen selamı bile almıyordu.' -Ö. Seyfettin. 2) selam gönderilmiş olmak.

102

selam çakmak

tkz. selam vermek.

107

selam etmek

uzakta olan birine esenlik dilemek.

34