Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

serin tutmak

sıcaktan etkilenmeden daha soğuk bir durumda bulundurmak: 'Dedelerimiz sıcakta serin tutan birtakım kürkler bulunduğunu bilirlerdi.' -R. H. Karay.

103

serinlik vermek

1) serin duruma getirmek; 2) mec. acısını, sıkıntısını azaltmak, avundurmak; 3) mec. rahatlatmak, huzura kavuşturmak: 'Evimin cehennemi içinde bana biraz serinlik verebilecek, bir bu fikirler vardı.' -P. Safa.

95

sermaye yapmak (etmek)

iş yeri açmak için gereken parayı sağlamak: 'Üç yüz lirayı alırlarsa bunun yüz lirasını çocuğa sermaye yapacaktı.' -H. E. Adıvar.

117

sermayeyi doğrultmak

ticaret için ortaya konan anaparayı batırmadan işletmek ve para kazanmak: 'Köyden kopup, yabancı işçi olup, beş altı yılda sermayeyi doğrultup, yurtta özel teşebbüsçü bir yarım yamalak kapitalist olma özlemi görülüyor çoğunda.' -H. Taner.

101

sermayeyi kediye yüklemek

şaka parasını yiyip bitirmek.

109

sermest olmak

çok hoşlanmak, kendinden geçmek: 'O okurdu, ben dinlerdim; o muharebe hikâyeleriyle sermest olurdum.' -Y. K. Beyatlı.

95

sersem gibi

serseme yakışır biçimde.

112

serseme çevirmek

sersem etmek.

98

serseme dönmek

sersem bir duruma gelmek, şaşkın bir duruma gelmek.

106

sert çıkmak

aşırı biçimde karşı durmak.

108

servis edilmek

özel bir bilgi veya belge haber kaynağı tarafından istenilen yayın organına gönderilmek.

45

servis yapmak

sofrada hizmet etmek ve yemeği dağıtmak: 'Özel olarak iki aşçıyla iki de ayrıca servis yapacak garson çağrıldı.' -Ç. Altan.

113

servise çıkmak

1) ulaşım aracı ile öğrencileri, çalışanları gidecekleri yere taşımak; 2) servis yetkilisi onarım yapmak üzere çağrılan yere gitmek; 3) doktor hastaları durumlarını gözlemlemek üzere ziyaret etmek; 4) bir iş yerinde çay, kahve dağıtımı gibi hizmetleri yapmak üzere dolaşmak.

99

serzenişte bulunmak

yakınmak (II).

101

ses çıkarmamak (etmemek)

bir şeyi hoş görerek karşı çıkmamak, itiraz etmemek: 'İnsanlar bizim bahçeye çağırdığımız arkadaşlarımıza bile ses çıkarmıyorlardı.' -A. Kutlu.

44

ses çıkmamak

haber gelmemek.

111

ses etmek

seslenmek.

36

ses getirmek

yaptığı işle, söylediği sözle dikkatleri çekmek ve kitleleri harekete geçirmek.

104

ses kesilmek

ses, artık duyulmamak.

100

ses seda çıkmamak

1) haber çıkmamak: 'Çok uzak ama pek çok uzak birkaç akrabadan ses seda çıkmadı.' -A. Gündüz. 2) hiçbir tepki görülmemek.

44

ses seda kesilmek (kalmamak)

hiçbir ses duyulmamak: 'Sanki bütün dünyada ses seda kesilmişti.' -S. F. Abasıyanık.

40

ses seda yok

'hiç haber gelmedi' anlamında kullanılan bir söz.

38

ses vermek

1) herhangi bir sesi çıkarmak: 'Üç defa ses veren bir küçük çanın altından bahçeye girdiler.' -Y. K. Karaosmanoğlu. 2) bir çağrıya karşılık vermek: 'Her biri bir türlü feryada başlar / Güller seda verir, bağlar ses verir' -Âşık Veysel.

104

sesi ayyuka çıkmak

çok yüksek sesle bağırmak.

109

sesini çıkarmamak

bir şey üzerindeki düşüncesini söylememek: 'Sesini çıkarmadı. Mütevekkil bir hâli vardı.' -N. F. Kısakürek.

109

sesini kesmek

söylemekteyken susmak.

100

sesini kısmak

sesini alçaltmak.

93

sesini yükseltmek

yüksek, öfkeli bir sesle söylemek: 'Çardaktan kocasının sesini yükselterek söylediğini duyan kadın, kahve takımlarını alıp çıktı.' -N. Cumalı.

96

sessizliğe gömülmek

sessiz duruma gelmek: 'Karanlık içinden bir süre fısıltılar geldi, sonra her şey derin bir sessizliğe gömüldü.' -Y. Kemal.

97

set çekmek

1) suyun akmasını, toprağın kaymasını önlemek için duvar yapmak; 2) mec. bir işi, bir davranışı, bir isteği önlemek, engellemek.

31