Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

solo yapmak

müzik parçası bir kişi tarafından söylenmek veya çalınmak: 'Saksafoncu, saksafonun borusunu havalara kaldırarak sololar yapıyordu.' -Ç. Altan.

102

solucan gibi

solgun ve zayıf (kimse): 'Solucan gibi cılız ve pis bir çocukmuş.' -R. N. Güntekin.

111

soluğan etmek

soluk soluğa bırakmak.

34

soluğu (bir yerde) almak

bir yere hemen gitmek veya sığınmak: 'Balığı sırtlayınca soluğu ninesinin kulübesinde aldı.' -Halikarnas Balıkçısı.

35

soluğu kesilmek (tutulmak)

1) soluk almaz duruma gelmek; 2) mec. aşırı heyecanlanmak; 3) mec. gücü tükenmek.

34

soluğunu kesmek

bir şey çok heyecan veya korku vermek: 'Adımı Türk Yurdu dergisinin kalın, kırmızı kapağında gördüğüm zaman sevinç soluğumu kesmişti.' -Y. Z. Ortaç.

101

soluk aldırmamak

ara vermeden çalıştırmak, vakit bırakmamak.

98

soluk almak

1) havayı ciğerlere çekmek, nefes almak: 'Caddeye çıkınca derin soluk alıyorduk.' -A. Kutlu. 2) dinlenmek: 'Hem biraz soluk alırım hem de adamcağızın gönlünü almış olurum.' -S. M. Alus.

109

soluk soluğa kalmak

nefes alamayacak duruma gelmek, çok yorulmak: 'Çıkrıkçılar yokuşunu bir sincap çevikliğiyle tırmanır ve yokuşun üst başında soluk soluğa kalırdı.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

104

son bulmak

bitmek, tükenmek: 'Dallar uçlara doğru gittikçe inceliyor, gecenin karanlığına karışarak son buluyordu.' -N. Cumalı.

101

son gelmemek

sınır tanımamak, haddi hesabı olmamak: 'Salime kadının damadından bahsederken onu övmelerine son gelmezdi.' -H. Z. Uşaklıgil.

100

son kozunu (kartını) oynamak

elinde bulunan son imkânı kullanmak: 'İlk uzunçaların hazırlıkları başladığında, her ikisi de son kartlarını oynadıklarını biliyordu.' -M. Mungan.

36

son nefesini vermek

ölmek: 'Adam, iskelenin üstüne yığılmış, son nefesini verirken biçarenin şapkasını aşırmışlar.' -B. R. Eyuboğlu.

32

son noktayı koymak

bir işte en son sözü söylemek.

99

son vermek

bitirmek, sona erdirmek: 'Gevezeliklerine tam zamanında son vermişler.' -N. Hikmet.

104

son yolculuğa uğurlamak

birinin cenaze törenine katılmak.

40

sona ermek

son bulmak: 'Dağın patlatılması sona erince dolgu başlayacaktı.' -A. Kulin.

96

sondaj yapmak

1) sonda ile yoklamak, sondalamak; 2) mec. bir durum, bir düşünceyle ilgili olarak yoklama yapmak, araştırmak.

100

sonu gelmek

bitmek, tükenmek, yok olmak, ölmek.

96

sonuç almak

1) bir işi bitirmek, sonuçlandırmak; 2) istenilen sonuca ulaşmak, verim almak: Görüşmelerden sonuç alınamadı.

94

sonuç çıkarmak

1) mat. bir işlemi bitirip sonuca ulaşmak; 2) kesin bir karar veya görüşe varıp bunu bildirmek.

26

sonuç vermek

bir durumun sağlanmasına imkân sağlamak: Çalışmaları sonuç vermedi.

29

sonunu almak

1) bir işi bitirmek; 2) bir işin bittiğini görmek.

100

sonunu getirememek

iyi başladığı bir işi başarıyla bitirememek.

93

sopa atmak (çekmek)

dövmek: 'Şu budalaya bir sopa çekin de bir daha para kazanmadan gurbette kalmayı öğrensin.' -Ö. Seyfettin.

96

sopa yemek

dövülmek, dayak yemek.

110

sopanın altına yatırmak

dövmek: 'Topal iyice küplere binse de avradını sopanın altına yatırsaydı.' -O. Kemal.

40

sorgu suale çekmek

sorguya çekmek.

102

sorguya çekmek

bir suçla ilgili olarak soru sorup cevap istemek: 'Hayalimde polislerin beni karakola sürüklediklerini ve sıkı bir sorguya çektiklerini görüyordum.' -H. E. Adıvar.

91