Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

tel tel dökülmek

1) dağılıp gitmek; 2) mec. çok başarısız olmak.

106

telakki olunmak

sayılmak, öyle kabul edilmek: 'Pek taaccüp ettim, niye mücrim telakki olunacakmış?' -A. İlhan.

102

telaş göstermek

telaşını belli etmek: 'Polisle ben konuşurum, siz telaş göstermeyin.' -H. E. Adıvar.

98

telaşa düşmek

telaşlanmak: 'Vapur işlemeyecek zamanlarda bile bir gün işinden kalmadığını bilen Hayriye Hanım telaşa düştü.' -R. N. Güntekin.

106

telaşa gelmek

bir iş telaş sırasında yapılmak.

103

telaşa vermek

davranış ve hareketleriyle çevresindekileri heyecana, aceleye, sıkıntıya sokmak: 'Bir münasebetsizin denizde boğulma taklidi yaparak vapuru telaşa verdiğini uzun uzun anlatmıştım.' -R. N. Güntekin.

39

telef etmek

1) hayvanı öldürmek; 2) mec. mahvetmek, yok etmek: 'Gönlümü gönlümü cahil gönlümü / Bir güzele telef ettim ömrümü' -Halk türküsü.

104

telef olmak

1) hayvan, ölmek; 2) mec. mahvolmak.

99

telefon etmek (açmak)

birini telefonla aramak ve bir şey söylemek: 'Siz gelmeyin, ben telefon eder, gelirim.' -A. H. Tanpınar.

98

teleme peyniri gibi

tombul ve beyaz tenli (kadın).

105

telgraf çekmek

telgrafla haber göndermek, tellemek: 'İstanbul'a telgraf çekip para getirtmekten başka çare yoktu.' -A. Erhat.

100

teli kırmak

bağlı bulunduğu kuruluşlarla ilişkisini kesmek.

95

tellal çağırtmak

bir haber, bir istek vb.ni tellal aracılığıyla duyurmak.

95

teller takmak

alay sevincini aşırı davranışlarla gösterenler için kullanılan bir söz.

93

telleyip pullamak

1) birçok süsle süslemek; 2) mec. değerinden çok övmek.

102

telvis etmek

kirletmek, pisletmek.

85

temas kurmak

ilişkiye geçmek, bağlantı sağlamak: 'Adam buraya kadar geldiği hâlde acaba neden kendisiyle temas kurmuyordu?' -O. Aysu.

108

temasa geçmek

arada bir bağlantı kurmak, görüşme yapmak.

96

temasa gelmek

buluşup görüşmek.

98

tembelliği tutmak

tembelleşmek: 'Lâmi'nin bazı tembelliği tutuyor, öğleye kadar evden çıkmıyor.' -P. Safa.

102

tembihatta bulunmak

uyarmak: 'Her türlü istirahatiniz temin edilsin diye de bu ağalara tembihatta bulundu.' -T. Buğra.

94

temcit pilavı gibi (ısıtıp ısıtıp öne sürmek)

bir şeyi birçok kez tekrarlamak: 'Bu gerekçeyi tam beş yıldır temcit pilavı gibi ev sahibinin önüne koyuyordu.' -A. Kulin.

111

temel atmak

1) bir yapının temellerini yapmaya başlamak; 2) herhangi bir işe başlamak, girişmek, bir şeyin gelişmesine, büyümesine sebep olmak.

42

temel tutmak

1) temelin kazılacağı zemin sağlam olmak; 2) sürüp gidecek bir duruma gelmek, kökleşmek, yerleşmek.

106

temerrüde düşmek

huk. ödenmesi hâlâ mümkün olan borcu ödememekte direnmek.

100

teminat altına almak

güvence altına almak.

97

temiz bir dayak atmak

adamakıllı dövmek.

98

temiz bir dayak yemek

adamakıllı dayak yemek: 'Yaramazlığı bir yana, çocukları da azdırdığı için temiz bir dayak yemiş olmalı.' -A. Kutlu.

98

temiz tutmak

bir şeyi kirletmeden, bozmadan kullanma, temiz olmasına özen göstermek.

40