Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

tünelin sonunda ışık görünmek

sıkıntılı durumdan kurtulmak için çare belirmek.

35

türbülansa girmek

çalkantılı hava içerisinde güçlükle yol almak.

30

türkü çağırmak

türkü söylemek: 'Türkü çağırmak şöyle dursun, konuşamıyorduk bile.' -A. Erhat.

43

türkü söylemek

ezgisiyle bir türküyü seslendirmek: 'İçeride bir yandan türkü söylüyor, bir yandan da iş yapıyordum.' -P. Safa.

98

türkü tutturmak

türkü söylemek: 'Dikişine başlarken güzel bir türkü tutturmuştu.' -R. Enis.

96

türkü yakmak

türkü sözünü bestelemek.

98

tütün içmek

tütünü yakıp dumanını içine çekmek.

39

tütün sarmak

sigara kâğıdına tütün koyup sigara yapmak: 'Bir yandan tütün sararken bir yandan da köyün evlerine bakıyorum.' -M. Kutlu.

43

tütünü tepesinden çıkmak

dumanı tepesinden çıkmak.

92

tüy atmak

hayvan tüyünü değiştirmek.

93

tüy düzmek

1) hayvanın tüyü düzelmek; 2) tkz. iyi bir yaşayışa kavuştuğunu belirtecek biçimde güzel giyinmek: 'Akıllı kız Güner, ortaya çıkalı ne kadar oldu, daha dün bir bugün iki, baksana iyice tüyü düzmüş.' -A. İlhan.

43

tüy gibi

çok hafif.

34

tüyleri ürpermek

kötü bir olay, soğuk, gıcıklanma vb. sebeplerle korku veya tiksinti duymak: 'Görünce tüyleri ürperir, şeytan görmüş gibi kızar.' -Ö. Seyfettin.

111

tüyüne dokunmamak

dokunacak, zarar verecek en ufak bir davranışta bulunmamak.

94

U dönüşü yapmak

1) yüz seksen derecelik bir dönüş yapmak; 2) mec. önceden sahip olduğu bir düşünceden farklı bir düşünceyi savunmaya başlamak.

34

ucu (herhangi birine) dokunmak

birine olumsuz etkisi veya zararı gelmek.

102

ucu bucağı olmamak (görünmemek)

başı sonu olmamak: 'Ucu bucağı görünmeyen okyanusların karanlık dalgaları üzerinde avare yüzen bir çöp gibi yalnız.' -P. Safa.

101

ucu bucağı yok (kayıp)

başı sonu olmayan, sınırsız, sonsuz: 'Nevin, içinde ucu bucağı kayıp bir boşluk duydu.' -S. F. Abasıyanık. 'Bir ucu yok, bucağı yok harabedeydim / Soğuk mehtap karanlığa kefen sarardı.' -E. B. Koryürek.

111

ucu ortası belli olmamak

iş neresinden başlanacağı kestirilemez durumda olmak.

102

ucunda (bir şey) bulunmak

kötü bir şeye sebep olmak: 'Ne yapalım, ucunda ölüm yok ya!' -M. Yesari.

107

ucunu bulmak

sona erdirmek, kolayını bulmak.

103

ucuz atlatmak (kurtulmak)

zor veya tehlikeli durumdan az zararla sıyrılmak: 'Bizim tekrar tekrar dinlemeyi sevdiğimiz bu fıkrayı anlatırken o hâlâ bu işten ucuz kurtulmuş olmasının heyecanını duyardı.' -A. Ş. Hisar.

103

ucuz pahalı dememek

yüksek veya düşük fiyatlı olduğuna bakmamak: 'Tavşanlarını, kekliklerini ucuz pahalı demeden ilk çıkan alıcılara sattı.' -N. Cumalı.

109

ucuza çıkmak

yaptırılan bir şey az masrafla elde edilmek.

100

ucuza gitmek

basit, kolay, önemsiz olarak değerlendirilmek: 'Tezgâhtarlık, figüranlık derken kendini satmasını bilememiş, ucuza gitmişti.' -N. Cumalı.

100

ucuza kapatmak

argo ucuza almak, fırsatı değerlendirmek: 'Hem arabayı ucuza kapattım hem sağlama bağladım.' -A. Gündüz.

102

uç uca gelmek

ancak yetişmek.

103

uç vermek

1) çıban baş vermek; 2) bitki bitmek, sürmek; 3) mec. ortaya çıkmak: 'Orta Çağ hurafeleri ve kafası, okullarda uç verdi.' -A. Boysan. 4) mec. gelişme, büyüme başlangıcı göstermek: 'Günbegün artmada dert ile gamım / Uç verdi yaralar sıralandı gel' -Bayburtlu Zihni.

120

uçan kuşa borcu olmak

pek çok kişiye borçlu olmak: 'Ben kimsenin hususi hayatına karışmayı asla sevmem ama şu Şahin Paşa, uçan kuşa borcu olduğunu herkes bilirken nasıl oluyor da kumarda bu kadar para kaybediyor.' -A. Ş. Hisar.

109

uçan kuştan medet ummak

çok sıkıntıda kalıp en ufak bir yardımın herhangi bir yerden gelmesini beklemek, sıkıntılı bir durumdan kurtulmak için her türlü çareye başvurmak: 'O birkaç gün içinde uçan kuştan medet umdum.' -R. N. Güntekin.

30