Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

umut serpmek

umutlandırmak.

99

umut uyanmak

umut doğmak, umut belirmek.

55

umut vermek

bir kimsede umut uyandırmak, bir kimseye güven vermek: 'Bana umut vermeye çalışıyor ama asıl onun teskin edilmeye ihtiyacı var.' -A. Ümit.

102

umutsuzluğa düşmek (kapılmak)

umudu kalmamak, güveni sarsılmak, olumsuzluğa sürüklenmek: 'Yoksa gönlümüzü kırmaktan, bizi umutsuzluğa düşürmekten bir şey kazanılmaz.' -S. F. Abasıyanık.

95

un ufak etmek

çok ufak kırıntılar durumuna getirmek, parçalamak: 'O solucanları un ufak eden çocukların hırsına kapılmıştı.' -T. Buğra.

102

un ufak olmak

çok ufak kırıntılar durumuna gelmek, parçalanmak: '... bir yer sarsıntısı ile un ufak olan evlerde yaşıyorlardı.' -M. Ş. Esendal.

101

ununu elemek, eleğini asmak

'geri kalan ömrü süresince yapacak önemli bir işi kalmamak' anlamında kullanılan bir söz: 'Ben unumu eledim, eleğimi astım. Benim gibi evli, çoluk çocuk sahibi adamlara öyle yerlere gitmek yakışır mı?' -H. R. Gürpınar.

38

usanç getirmek

usanacak duruma gelmek: 'Efendim, Tanrı'nın günü aynı pilava kaşık sallamaktan usanç getirmişsindir.' -E. E. Talu.

99

usanç vermek

usandırmak, bıktırmak: 'Binlerce kahraman, bu yazın usanç veren günlerini de ateşe, ısınmış demire karşı ve kızgın toprak üstünde geçirecekler.' -F. R. Atay.

95

usançlık getirmek

iyice bıkmak, tamamen usanmak: 'Üzüntüyle usançlık getirip işinden soğumasın!' -M. Ş. Esendal.

91

uslu durmak (oturmak)

yaramazlık etmemek: 'Sizin gitmeyeceğinizi bildiği için uslu oturacaktır.' -A. Gündüz.

46

usta elinden çıkmak

işinin ehli olan bir kimse tarafından yapılmak: 'Sırtında koyu lacivert, usta elinden çıkmış bir kostüm.' -Y. Z. Ortaç.

96

ustura tutunmak

vücuttaki istenmeyen kılları temizlemek.

101

usturayı kayışa çekmek

usturanın kılağısını almak için berber kayışına sürtmek.

35

usul tutmak

dümtekle tempo tutmak: 'Usul tutarak, dümtek vurarak, başlarını sallayarak avazları çıktığı kadar şarkıya başlarlar.' -Ö. Seyfettin.

104

utancından yere geçmek

çok utanmak: 'Yalvarırım hanımcığım, beni beyin yanına çıkarmayınız, utancımdan yerlere geçerim.' -H. R. Gürpınar.

39

utancından yerin dibine girmek

istenilen biçimde ve nitelikte olmama karşısında üzüntü duymak, aşırı utanmak: 'Süleymaniye'nin avlusunu dolaşırken, utancımızdan yerin dibine gireceğimiz geldi.' -B. R. Eyuboğlu.

36

utanç duymak

utanmak: 'Bundan utanç duyuyor, utanılacak pek az şey yapan birisi olarak da gerginleşiyordu.' -T. Buğra.

103

utanç vermek

utandırmak, utanmasına yol açmak.

31

uvertür yapmak

tkz. bir şeye giriş niteliğinde söz söylemek veya davranışta bulunmak.

97

uygun bulmak

yakışır, yaraşır görmek: 'O zaman da haydutlar rıhtım kapısına daha önce gitmeyi uygun buldular.' -T. Buğra.

96

uygun düşmek

yakışmak, yaraşmak, elverişli olmak: 'Umduk, bekledik, düşündük. Hangi şey umduğumuza uygun düştü?' -Y. K. Karaosmanoğlu.

102

uygun gelmek

1) yakışmak, yaraşmak; 2) elverişli olmak; 3) uymak: 'Bu, bizim kızın yaradılışının, ablamın koyduğu yeni töreye uygun gelmeyişidir.' -M. Ş. Esendal.

113

uygun görmek

yakışır, yaraşır görmek, elverişli bulmak: 'İşte Ahmet Kerim, ilk bakışında Ömer Beyefendi'nin bu eserini yırtıp sepete atmak üzereyken bu ihtimale dayanarak onun gazeteye konulmasını uygun görmüştü.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

108

uyku basmak (bastırmak)

çok uykusu gelmek: 'İkimiz de esniyorduk, uyku bastırıyordu.' -O. C. Kaygılı.

38

uyku çekmek

iyice uyumak: 'Erken yattığı gamlı gecelerde geniş kanepenin üstünde uykusunu çekiyordu.' -M. Ş. Esendal.

96

uyku dağıtmak

uyumasına engel olmak: Uykumu dağıtmak için birkaç fincan kahve içtim.

31

uyku gözünden akmak

çok uykusu gelmek: 'Yorgunsun, uyku gözlerinden akıyor.' -A. Gündüz.

102

uyku kestirmek

kısa bir süre uyumak: 'Ben de bu sayede biraz uyku kestirip kuvvetimi telafi ettim.' -A. Gündüz.

111

uyku nedir bilmeden

dinlenme imkânı bulamadan.

100