Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

yemek seçmek

bazı yemekleri sevmemek.

108

yemek vermek

konukları yemeğe çağırmak.

104

yemin billah etmek

hlk. Tanrı adını anarak ant içmek: 'Bir yandan inliyor, bir yandan da yemin billahlar ediyordur.' -S. Birsel.

103

yemin billah vermek

yemin etmek.

92

yemin içmek

hlk. ant içmek.

102

yemin verdirmek (ettirmek)

ant içirmek: 'Hey, aklıevvel kadın! Nasıl bir yemin ettirmek niyetindesin bize?' -N. Hikmet.

104

yemin vermek

ant vermek.

104

yemini basmak

çabuk ve kuvvetli olarak yemin etmek: 'Her akşam, beş paralık alışveriş etmedim diye yemini basar.' -H. E. Adıvar.

33

yenene içilene bakılmamak

bir şey gidere önem verilmeden bol bol harcanmak: 'Bütün bu hayatın mahrumiyetleri pahasına elde edilmiş para ortaya dökülür, yenene içilene bakılmaz.' -H. E. Adıvar.

41

yengeç gibi

yan yan yürüyen (kimse).

108

yenik düşmek

yenilmek, mağlup olmak: 'Bütün savaşlardan alnının akıyla çıkmış bir denizci. Hiç yenik düşmemiş.' -Z. Selimoğlu.

114

yenik saymak

yenilmiş olarak kabul etmek.

35

yenilgiye uğramak

yenilmek, mağlup olmak.

35

yenilik yapmak

değişiklik yapmak, değişiklik getirmek.

94

yenilir yutulur değil (olmamak)

1) yenmeyecek nitelikte olan (yiyecek); 2) hoşa gitmeyen, beğenilmeyen nitelikte olan: 'Kağnı gıcırtısını sineye çekmek zor, bu zıkkım pek yenir yutulur şey değil ki!' -B. R. Eyuboğlu. 3) çok ağır (söz); 4) mec. kendisiyle başa çıkılamayacak durumda olan: Bu adam öyle yenilir yutulur gibi değil.

101

yer açmak

1) bir kimseye oturması için yer hazırlamak; 2) mec. yer bırakmak, imkân vermek.

103

yer bakır gök demir kesilmek

tamamen tükenmek, bitmek, yoksul duruma düşmek: 'Yer bakır gök demir kesilmiş, günlerden beri deniz karış karış aranmış, balık yoktur.' -S. F. Abasıyanık.

36

yer bulmak

1) oturacak yer sağlamak: Sinemada zar zor bir yer bulduk. 2) bir kimse bir işe, görev yapacağı bir yere yerleşmek.

37

yer değiştirmek

bulunduğu yerden bir başka yere geçmek.

37

yer demir gök bakır

1) çorak ve sıcak bir yeri niteler; 2) mec. şartların zor, imkânların kısıtlı olduğu durumlarda söylenen bir söz; 3) mec. hiçbir yardım ve umut olmadığında kullanılan bir söz.

109

yer etmek

1) iz bırakmak; 2) iyice yerleşmek: 'Aklımda yer etmiş olmalı ki mahalleden çıkarken biliyordum oraya gideceğimi.' -O. Pamuk.

47

yer kaplamak

önemli bir hacim tutmak.

92

yer kapmak

kalabalık içinde kendine yer bulmak.

107

yer öpmek

esk. bir büyüğün önüne eğilmek.

125

yer tutmak

1) yer ayırmak; 2) yer kaplamak; 3) işlevi ve etkisi olmak: 'Çağdaş insanın hayatında gazete mühim bir yer tutar.' -M. Kaplan. 4) önemli sayılmak, önemi olmak: 'Herkes onun az zamanda büyük yer tutacağını, bir zaman gelip sefir, nazır olacağını söylüyorlar.' -M. Ş. Esendal.

110

yer vermek

1) önemli saymak, saygı göstermek: 'Etrafını zehirleye zehirleye yaşadıktan sonra hâlâ insanlar ona kendi aralarında bir yer veriyorlardı.' -M. Yesari. 2) bir olaya yol açmak, imkân tanımak; 3) önemli bir görev vermek; 4) kendi yerini bir başkasına bırakmak: 'Kadınlara yer vermek alışkanlığı da olmadığından, çok kez ayakta kalır.' -E. Bener. 5) kullanmak: 'Orta oyununda dekor gibi donatıma da pek az yer verilmiştir.' -M. And. 6) söz etmek, değinmek; 7) ağırlık vermek: 'Bu dönem, daha çok kısa ve vodvil türünde komedyalara yer vermiştir.' -M. And. 8) konu edinmek.

107

yer yarılıp içine girmek (geçmek)

1) yitirilip bir türlü bulamamak; 2) çok utanmak: 'Hanımların içinde rezil olmuştur, yer yarılsa da içine geçsem diye aklından geçmiştir.' -H. Taner.

109

yer yerinden oynamak

1) bir iş çok gürültülü, telaşla ve heyecanla yapılmak: 'Ertesi gün cenaze kaldırılırken yer yerinden oynamalıydı.' -H. Topuz. 2) bir olay toplumda büyük tedirginlik yaratmak.

86

yerde kalmak

saygı görmemek, yüzüne bakılmamak.

41

yerden göğe kadar

pek çok: 'Hakkın var imam, hakkın var, yerden göğe kadar hakkın var.' -M. Ş. Esendal.

93