Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

yerden yere çalmak

çok hırpalamak: 'Bir oyunu belli ölçülere göre değil, ne olduğu belli olmayan kendi beğenisine göre yerden yere çalıyor.' -N. Meriç.

101

yerden yere vurmak

birine türlü yönlerden saldırarak onu çok aşağılayıcı bir duruma düşürmek.

109

yere bakan yürek yakan

'uysal ve uslu göründüğü hâlde sinsice kötülük yapan' anlamında kullanılan bir söz.

110

yere bakmak

ihtiyarların ölümü yakın olmak.

94

yere baktırmak

utandırmak, mahcup etmek.

102

yere batasıca (batsın)

'yok olsun, ölsün' anlamında kullanılan bir ilenme sözü.

98

yere batmak

1) yok olmak; 2) çok utanmak, mahcup olmak.

103

yere çalmak

yere atmak, yere fırlatmak: 'Ellerini uzatıp o koca gövdeyi havaya kaldırdı ve başının üzerinde döndürüp sırtüstü yere çaldı.' -N. F. Kısakürek.

35

yere göğe koymamak

nasıl ağırlayacağını, nasıl memnun edeceğini bilmemek, çok önem vermek: 'Bunun için Necla ile Ayşe onu yere göğe koymuyor -enişte diye- pervane gibi etrafında dönüyorlar.' -R. N. Güntekin.

41

yere sağlam basmak

titiz ve dikkatli davranmak: 'Uyanıklar, elbette yere sağlam basarlar. Çevreyi hesaba katarlar.' -H. Taner.

106

yere sermek

1) kötü bir duruma sokmak, yenmek: 'Sen beni yere seren darbenin ne olduğunu anlıyor musun?' -Ö. Seyfettin. 2) vurup öldürmek.

52

yere vurmak

1) kötü bir duruma sokmak: 'Bu askerlik oyununda yere vurduğu adama, kaideye uygun olan hareketi muhafaza ediyor.' -H. E. Adıvar. 2) yenmek, alt etmek.

94

yere yığılmak

yere düşmek: 'Bu kadar insanın, bu kadar alçağın gözü önünde yere yığılmak istemiyordu.' -O. Pamuk.

99

yere yıkılmak

yere düşmek: 'Bana öyle geldi ki, zevcem, bu ilk manzarayı görünce, bayılmamak, yere yıkılmamak için bütün gücünü sarf etti.' -N. F. Kısakürek.

98

yeri başka

'daha başka bir değeri olan, önemi olan' anlamında kullanılan bir söz: 'Bu kadın da iyi kadındır. Bunu da seviyorum ama Naime ilk göz ağrısıydı. Yeri başkadır.' -M. Ş. Esendal.

40

yeri gelmek

sırası gelmek, zamanı uygun olmak: 'Yeri gelmişken delikanlılara bir öğüt notu daha düşeyim.' -R. Erduran.

112

yeri göğü ben yarattım demek

çok gururlu olmak.

101

yeri göğü birbirine katmak

aşırı telaş yaratmak.

100

yeri göğü inletmek

yüksek sesle ve olanca güçle bağırmak: 'Havayı kokladı, sonra bütün gücüyle yeri göğü inleten bir kişnemeyle kişnedi.' -Y. Kemal.

110

yeri göğü tırmalamak

çok sancı, acı çekmek.

95

yeri göğü tutmak

her tarafı ele geçirmek, denetim altında bulundurmak: 'Müttefikler yeri göğü ve bütün köşe başlarını tutmuştur.' -T. Buğra.

100

yeri olmak

1) uygun olmak; 2) sırası, uygun zamanı olmak; 3) saygınlığı olmak.

103

yeri öpmek

alay yere düşmek, yere serilmek: Ayağı kayınca yeri öptü.

106

yeri soğumadan

ayrılan bir kimsenin ardından çok zaman geçmeden.

98

yeri var!

'uygundur, iyidir' anlamında kullanılan bir söz.

103

yeri yurdu belirsiz olmak

belli bir yeri olmamak.

112

yeridir

'layıktır, uygundur, münasiptir' anlamında kullanılan bir söz.

105

yerin dibine batırıp çıkarmak

çok utandırmak, rezil etmek: 'Bir hikâye anlatır, erkekleri yerin dibine batırır çıkarırdı.' -N. Meriç.

102

yerin dibine geçmek (batmak veya girmek)

1) çok utanıp sıkılmak: 'Memleketin ne tarafına gitsem haritayı şaşırıyor, bilgisizliğimden yerin dibine geçiyordum.' -B. R. Eyuboğlu. 2) görünmez olmak, kaybolmak.

105

yerinde bulmak

doğru olduğunu kabul etmek: 'Hayatını değiştirme kararımı yerinde bulması beni de memnun etti.' -C. Uçuk.

99