Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

yüksekten almak

olduğundan fazla böbürlenmek, abartılı davranmak: 'Karşımdakilerin içtimai mevkileri ne kadar yüksek olursa ben o kadar yüksekten alırım.' -R. N. Güntekin.

104

yüksekten atmak

yapamayacağı şeyleri yapabilirmiş gibi söylemek.

47

yüksekten konuşmak

kendini çevresindekilere kabul ettirebilmek için övünerek konuşmak: 'Bekçi, onlardan cesaret almış gibi şimdi daha yüksekten konuşuyordu.' -H. Taner.

47

yüksekten uçmak

1) yükseklerde dolaşmak; 2) argo palavra atmak, çok abartmak.

162

yüksük kadar

çok az, az miktarda.

101

yükte hafif pahada ağır

taşınması kolay olan değerli (eşya): '... işgal altındaki memleketlere o günlerde sık sık ve kolaylıkla seyahat etmiş, yükte hafif pahada ağır eşya sokup çıkarmışlardır.' -H. E. Adıvar.

121

yükünü almak

1) taşıyabileceği en ağır yükü yüklenmiş olmak; 2) yeterli sayıda bulundurmak, dolmak: 'Lokanta da her akşamki yükünü almaya başlamıştı.' -T. Buğra. 3) yükünü tutmak.

106

yükünü çekmek

bütün ağırlığını taşımak, her türlü eziyete katlanmak: 'Şikâyet etmeden yükünü çektiği yitik bir yaşamı olmalıydı.' -Ç. Altan.

103

yükünü tutmak

çok zengin olmak, zenginleşmek: 'Zira bazı insanlar da vardır ki yüklerini tuttuktan ve biraz da yaşlandıktan sonra kendilerini bir nevi santimantal veya dinî mistisizme verirler.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

32

yüreğe işlemek

çok derin acı uyandırmak: 'Fakat sesi kulaklara değil, doğru yüreğe çarpar, yüreğe işlerdi.' -R. H. Karay.

57

yüreği ağzına gelmek

birdenbire çok korkmak, aşırı korku veya sevinçten fazlasıyla heyecanlanmak, endişelenmek: 'Çıngırağın her çekilişinde ikisinin de heyecandan yürekleri ağızlarına geliyor.' -M. Yesari.

109

yüreği bayılmak

karnı çok acıkmak.

115

yüreği boğazına tıkanmak

sıkılmak, üzülmek, dertlenmek: 'Yüreğim boğazıma tıkanmış bir hâlde, bu basit, bu aşağılık konuşmaları dinliyorum.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

108

yüreği bozulmak

bunalmak, sıkılmak: 'Yüreği bozulanların gözleri karanlık koridorlara, kapılara, pencerelere kaydı.' -L. Tekin.

107

yüreği burkulmak

çok üzülmek, çok acı duymak: 'Babamın küçük yalısını eşyasıyla satın alan ... bir Meşrutiyet devri mebusunu ziyaret ettiğim zaman ... yüreğim burkulmuştu.' -R. H. Karay.

112

yüreği cız etmek (cızlamak)

çok acımak, içi sızlamak: 'Aklımıza eski günler gelince / Yüreğimiz cız eder' -B. Necatigil.

101

yüreği çarpmak

1) kalbi çarpmak veya çalışmak; 2) coşku sebebiyle kalp hızlı hızlı çarpmak veya çalışmak; 3) merak, kaygı, korku, heyecan vb. duygularla tedirgin olmak, huzursuz olmak: 'Bunu düşündükçe gülümser, tatlı tatlı yüreği çarpar, ruhunda kopan bir hamleyle örsünün üzerinde milyarlarca kıvılcım tutuştururdu.' -Ö. Seyfettin.

110

yüreği daralmak

sıkılmak, bunalmak, içi daralmak: 'Yusuf bütün olayları korkuyla, yüreği daralarak izliyordu.' -Y. Kemal.

113

yüreği dayanmamak

acısına katlanamamak, çok acı duymak.

106

yüreği ezilmek

1) üzülmek, acı duymak: 'Yüreğim merhametten eziliyor, dizlerim vücudumun yükü altında çökecek gibi oluyordu.' -R. N. Güntekin. 2) açlık duymak.

112

yüreği ferahlamak (hafiflemek)

kaygıdan kurtulmak.

108

yüreği götürmemek

dayanmamak, katlanamamak.

99

yüreği göz göz olmak

dert, acı ve sıkıntıdan içi kabarmak, aşırı dertlenmek: 'Göz göz oldu yüreğim, gözlerinin derdinden' -Halk türküsü.

113

yüreği hop etmek (hoplamak veya oynamak)

birdenbire korkup heyecanlanmak: 'Ansızın geldin, dedi, yüreğim oynadı.' -M. Ş. Esendal.

120

yüreği kabarmak

1) içi sıkıntı ile dolup derin soluk alma gereğini duymak; 2) midesi bulanmak: 'Ne dersiniz kız bayağı hasta oldu, deniz tutmuş gibi yüreği kabarmaya başladı.' -R. N. Güntekin.

123

yüreği kaldırmamak

dayanamamak, katlanamamak.

101

yüreği kalkmak

heyecanlanmak: 'Kapıda her araba durdukça yüreğim kalkıyordu.' -R. H. Karay.

111

yüreği kan ağlamak

derinden acı duymak, çok üzülmek: 'Yüreği kan ağlıyordu, onların şu perişan, sürüm sürüm hâllerini gördükçe...' -Y. Kemal.

43

yüreği kanamak

aşırı üzüntüden sarsılmak: 'Zaten kostüm meselesinden dolayı üzülen ve hırçınlaşan yüreği sanki bir diken yığınına sürtünür gibi kanıyordu.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

98

yüreği kararmak

içine karamsarlık ve sıkıntı çökmek.

45