Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

yüreğine sinmek

içine sinmek.

97

yüreğine su serpmek

bir kimseyi kaygı sebebinin ortadan kalkmasıyla veya yeniden umut verecek bir haberle ferahlatmak: 'Bizim nesil sözü, Selma Hanım'ın yüreğine biraz su serpti.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

109

yüreğini açmak

kalbini açmak, derdini dökmek, içini dökmek, senli benli konuşmak ve davranmak: 'Sanki bana herkese yaptığından fazla yüreğini açardı.' -R. H. Karay.

103

yüreğini ateş almak

aşırı üzülmek, fazla üzüntüden içi yanmak: 'Gülbahar'ın yüreğini ateş almış yanıyordu.' -Y. Kemal.

117

yüreğini boşaltmak (dökmek)

derdini, üzüntüsünü anlatarak hafiflemek.

104

yüreğini dağlamak

acıyla ve özlemle içi yanmak, acıyla kıvranmak.

116

yüreğini kaplamak

endişe ve üzüntü duymak: 'Onu tanıyamamak sinsi bir korku gibi yüreğini kapladı.' -O. Aysu.

106

yüreğini kemirmek

içini kemirmek, tedirgin olmak: 'Güzelliğine pek güvenen Zişan'ın yanında bu kadar zavallı kalışı yüreğini kemirip duruyor.' -H. R. Gürpınar.

93

yüreğini pek tutmak

kendini korkuya kaptırmamak.

105

yüreğini serinletmek

üzüntüsünü azaltmak.

42

yüreğini tüketmek

bir şey anlatmaya çalışarak yorulmak: 'Aman, dedi. Yüreğimi tüketeceğime her işi kendim yaparım, daha iyi...' -Y. K. Karaosmanoğlu.

99

yüreğinin başı sızlamak

yüreği sızlamak.

100

yüreğinin yağı (yağları) erimek

1) çok üzülmek; 2) çok korkmak.

56

yürek burkmak

insanın içini acıyla doldurmak, insana çok üzüntü vermek: 'Yörede, şimdi yürek burkan bir suskunluk vardı.' -T. Buğra.

102

yürek paralamak

çok üzmek: 'Son yürek paralayıcı yalvarmama aldırış etmedi.' -H. R. Gürpınar.

104

yürek soğutmak

sevmediği birinin bir felakete uğramasına sevinmek: 'Seyrimize çıktınız değil mi? Yürek soğutuyorsunuz değil mi? Allah sizi bizden besbeter etsin inşallah!' -O. Kemal.

107

yürek tüketmek

yüreği tükenmek.

38

yürek vermek

yüreklendirmek, cesaretlendirmek.

96

yüreklilik göstermek

korkmamak, cesur davranmak.

106

yüreksizlik göstermek

korkmak, ürküp kaçmak: 'Tek üzüldüğüm, gecenin büyüsünü yitirmemek için masadan erken kalkmak yüreksizliğini göstermem.' -T. Uyar.

34

yürekten çağırmak

aşırı derecede arzu etmek, istemek: 'Bu kadar yürekten çağırma beni / Bir gece ansızın gelebilirim' -Şarkı.

113

yürü ense tıraşını göreyim (görelim)

alay görüştüğü kimseye gitmesini söylemek veya görüşmeyi kısa kesmek için kullanılan bir söz.

44

yürürlüğe girmek

bir kanun, bir karar, bir iş uygulanır, yapılır duruma gelmek.

32

yürürlüğe konmak

bir kanun veya bir karar uygulama alanına konulmak: 'Ekonomik, ticari veya teknik ilişkileri düzenleyen ... antlaşmalar ... yayımlanma ile yürürlüğe konabilir.' -Anayasa.

98

yürürlükte bulunmak

bir kanun veya bir karar uygulama alanında olmak: 'Kimse, işlediği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz...' -Anayasa.

39

yürürlükte kalmak

bir kanun veya karar geçerli olmaya devam etmek.

105

yürürlükten kaldırmak

uygulanmaz duruma getirmek: 'Öte yandan, dünyadaki sorunların çokluğu da uykuyu yürürlükten kaldırmaya yetmez.' -S. Birsel.

43

yürüyüş düzenlemek

bir olayı protesto etmek veya bir konuya dikkat çekmek amacıyla toplu yürüyüş tertip etmek: 'Toplantı ve gösteri yürüyüşünü düzenleme hakkını kullanmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanununda gösterilir.' -Anayasa.

102