Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

yürüyüş yapmak

1) spor amacıyla yürümek: 'Bir gün Küplüce arkalarında uzun bir yürüyüş yapmış.' -H. Taner. 2) bir olayı protesto etmek veya bir konuya dikkati çekmek amacıyla topluca yürümek.

105

yürüyüşe çıkmak

dolaşmaya, gezintiye çıkmak.

102

yürüyüşe geçmek

1) bir yerden başka bir yere gitmek için yürümeye başlamak: Askerler yürüyüşe geçti. 2) bir yeri almak için o yöne doğru ilerlemek.

110

yüz aklığı göstermek

bir işte başarıya ulaşmak: 'Arkadaşları arasında sivrilmiş, birçok savaşlarda yüz aklığı göstermiş cesur bir kaptandı.' -F. F. Tülbentçi.

105

yüz bulmak

ilgi ve yakınlık görmek: 'Akça pakça bir hanım gördü mü biraz da yüz buldu mu hemen bohçacı madamlardan birini evine gönderir, pırlanta gerdanlık vadedermiş.' -S. M. Alus.

104

yüz bulunca astar istemek

yüz verince astar istemek.

95

yüz çevirmek

gösterdiği ilgiyi kesmek: '... vergi kâtibinden yüz çevirmişler, kendisine hasım olmuşlardı.' -E. E. Talu.

123

yüz etmek

hlk. ısmarlamak, havale etmek.

102

yüz geri etmek

geri döndürmek.

40

yüz göstermek

ortaya çıkmak.

99

yüz göz olmak

biriyle gereksiz yere, aşırı derecede senli benli olmak.

45

yüz karası olmak

utanılacak bir durum ortaya çıkmak.

98

yüz kızartmak

1) sıkılarak yalvarmak; 2) utandırmak: 'Meşhur bir edibimizin cinsî hayatına dair yüz kızartıcı sözler söylenirdi.' -Y. Z. Ortaç.

105

yüz kızdırmak

utanmayı göze almak.

96

yüz surat davul derisi (mahkeme duvarı)

tkz. utanması olmayanlar için söylenen bir söz.

98

yüz sürmek

aşırı sevgi göstermek için yere eğilmek.

96

yüz takınmak

yüze verilen biçimle bir duyguyu belirtmek: 'Osman Nuri Bey umutsuzluğa düşerek sessiz sessiz ağlamaya başlayınca Seniye Hanım onu teselli için hemen güler bir yüz takınmış, aman ne yapıyorsunuz bey, demişti.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

110

yüz verince astar istemek

kendisine gösterilen küçük bir ilgiden şımararak geniş yetki elde etmeye, daha çok yarar sağlamaya çalışmak.

41

yüz vermemek

1) ilgi, yakınlık göstermemek: 'Sonra geniş bir odada orta yaşlı bankacı kendisine yüz vermeyen yargıcın kızına saldırdı.' -Y. Atılgan. 2) önemsememek: 'Bursa, yeşiline en uygun maviyi kondururken yüksek mimarlarımız renge hiç yüz vermiyorlar.' -B. R. Eyuboğlu.

39

yüz yapmak

makyaj yapmak.

100

yüz yazmak

1) makyaj yapmak; 2) hlk. köy seyirlik oyunlarında taklit edilen kişinin özelliklerini belirtecek biçimde yüz boyamak, maske yapmak.

99

yüz yüze bakmak

arada hatır gönül meselesi olduğu için karşılıklı ilişkiyi korumak zorunda bulunmak.

106

yüz yüze gelmek

1) birden karşılaşmak: 'Tırmanıp gedikten girer girmez toprak dolu çuvallarla burayı tıkamaya çalışan insanlarla yüz yüze geldi.' -İ. O. Anar. 2) bir araya gelmek: 'Bir daha yüz yüze gelmemek için ayrılmışlardı.' -Ö. Seyfettin.

107

yüz yüze getirmek

karşı karşıya getirmek: 'Her fırsatta yavrucakları ölümle yüz yüze getiriyor.' -R. N. Güntekin.

112

yüz yüze kalmak

aynı ortam içerisinde bulunmak.

101

yüz yüze yaşamak

sürekli olarak bir arada olmak zorunda bulunmak: 'Ölümle aylarca yüz yüze yaşamış, hayatımla oyuncak gibi oynamıştım.' -R. N. Güntekin.

32

yüze çıkmak

1) bir sıvının üst bölümüne çıkmak; 2) belli olmak, açığa çıkmak, belirmek: 'Evimizde artık pek de gizli tutulamayarak yüze çıkmaya başlayan bu rezalet yani gelin ve damat arasındaki bu sevda alışverişi böyle devam edip duracak mı?' -M. Ş. Esendal. 3) yüzsüz olmak, şımarmak.

113

yüze duramamak

birinin hatırından çıkamamak, birinin hatırını kıramamak: 'Belki ihtiyaçları olur isterler, yüze duramam.' -R. N. Güntekin.

97

yüze gelmek

çekinmemek: 'Ne ben yüze gelip sorabiliyordum ne de o cesaret edip anlatabiliyordu.' -A. Ümit.

106

yüze gülmek

1) yalandan dost görünmek; 2) sevimli, alımlı görünmek.

40