Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

ağzının payını (ölçüsünü) almak

verilen karşılıkla bir kimseye söylediğine veya yaptığına pişman olmak.

92

ağzının perhizi yok

'ağzına geleni söyler' anlamında kullanılan bir söz.

98

ağzının suyu akmak

çok beğenip istemek, imrenmek: 'Bu ziyafete elimiz erişmiyor, uzaktan ağzımın suyu akıyor.' -R. N. Güntekin.

93

ağzının tadı bozulmak (kaçmak)

bir kimsenin kurulu düzeni, dirliği bozulmak.

113

ağzının tadını bilmek

1) güzel yemeklerden anlamak; 2) her şeyin güzelini, iyisini bilmek, anlamak: 'Demek sen artık ağzının tadını bilmiyorsun! Demek senin hiçbir zevkin kalmamış!' -A. Ş. Hisar.

101

ağzının tadını kaçırmak

1) neşesini, keyfini bozmak: 'Ben o kadınlardan değilim ki, evin büyüğü ben olacağım diye tutturup akılsızlıklarla ağzımın tadını kaçırayım.' -M. Ş. Esendal. 2) bir kimsenin kurulu düzenini bozmak.

138

ağzıyla içmesini bilmek

sözünü, sohbetini karşıdaki kişiyi incitmeyecek bir biçimde ayarlamak.

50

ağzıyla kuş tutsa...

'ne yapsa, ne kadar çaba ve ustalık gösterse' anlamında kullanılan bir söz: 'Aktör, o her günkü pırtısını giyip de sahneye çıkarsa, ağzıyla kuş tutsa seyirciye Demirhane Müdürü olduğunu yutturamaz.' -S. F. Abasıyanık.

98

ah almak

birinin ilenmesini üstüne çekmek.

107

ah çekmek

derin bir keder veya özlemle içten gelerek ah demek.

51

ah etmek

1) acı ile içini çekmek; 2) mec. ilenmek: 'Vakit vakit gözlerini kapayarak o herkesin / Ah ettiği sevda adlı günahkârı düşündün mü?' -E. B. Koryürek.

104

ah vah etmek (demek)

pişman olmak: 'Yaptığım deliliğe ne zaman ah vah diyeceğimi bir kestirebilsem.' -S. F. Abasıyanık.

110

ahbap çıkmak

önceden tanışmış olmak: 'Gümrükten itibaren her rast geldiği adamla ahbap çıktı.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

112

ahenk almak

uyumlu duruma gelmek.

109

ahenk vermek

düzeni, uyumu sağlamak: 'Türk diline en asil ahengini veren sanatkârı düşüneceğiz.' -O. S. Orhon.

39

Ahfeş'in keçisi gibi başını sallamak

söylenen sözü anlama dan kafa sallayarak onaylamak.

47

ahı çıkmak

yaptığı ilenme, etkisini göstermek.

110

ahı gitmek vahı kalmak

iyice zayıflamak, iş göremez duruma gelmek.

110

ahını yerde koymamak

öcünü almak: 'Sen öz babanın öcünü alamadın diye o da dedesinin ahını yerde mi koyacaktı?' -N. Hikmet.

105

ahireti boylamak

tkz. ölmek.

111

ahiretini yapmak (zenginleştirmek)

hayır işleri yaparak sevap kazanmak.

114

ahirette on parmağı yakasında olmak

kendisine karşı sorumlu olan kimseden ahirette hesap sormak: 'Artık sana dünyada rastlayamazsam yarın ahirette on parmağım yakanda olsun!' -H. R. Gürpınar.

113

ahkâm çıkarmak

kendi düşüncelerine dayanarak birtakım yargılara varmak.

112

ahkâm kesmek

1) çekinmeden kesin yargılarda bulunmak: 'İşin içinde olmanın verdiği rahatlıkla bol keseden ahkâm kesen akıl hocalarının eleştirilerine hedef olmayı önleyemezler.' -T. Halman. 2) bilir bilmez konuşmak.

44

ahkâm yürütmek

bir sözden kendi anlayışına göre sonuçlar çıkarmak.

111

ahtapot gibi

1) sırnaşık, yapışkan (kimse); 2) sömürmek amacıyla birçok işe, konuya el atan (kimse).

52

ahu gibi

çok güzel, çekici.

49

ak sakaldan yok sakala gelmek

çok yaşlanıp iyice kuvvetten düşmek.

162

akamete uğramak

başarısız olmak, sonuçsuz kalmak.

110

akan sular durmak

itiraz edememek, söyleyecek sözü kalmamak: 'Böyle duru bir mantık karşısında akan sular duruyordu.' -A. Kulin.

55