Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

al kanlara boyanmak

1) yaralanmak; 2) vurularak ölmek; 3) şehit olmak.

100

al kiraz üstüne kar yağmış

düşünülmeyen, beklenilmeyen şeylerin de olabileceğini anlatan bir söz.

101

al sana bir ... daha

yeni bir aksilik olduğunda bezginlik bildirmek için 'işte' anlamında kullanılan bir söz: 'Al sana bir hayal kırıklığı daha!' -A. Erhat.

90

al takke ver külah

1) uzun bir çekişmeden sonra, çekişe çekişe: 'Al takke ver külah, kırsal kesimi çocuğunu okutmanın yararına inandırdık.' -A. İlhan. 2) aralarındaki senli benli ilişkiyi sürdürerek.

32

alabanda vermek

argo azarlamak, paylamak, haşlamak.

107

alabandayı yemek

argo adamakıllı azarlanmak.

34

alabora olmak

1) tekne, sandal vb. deniz araçları devrilip ters dönmek: 'Kaptan, gemiyi ağzına kadar doldurmuş, gemi yan yatmış, bir deniz çalkantısıyla alabora olmuş.' -N. Hikmet. 2) mec. işler altüst olmak.

42

alaca düşmek

meyve olgunlaşmaya başlamak.

106

alacağına şahin, vereceğine karga (kuzgun)

alacağını isterken ısrar eden, borcunu öderken de güçlük çıkaran kimse.

93

alacaklı çıkmak

alacağı vereceğinden çok olmak.

93

alaka (alakasını) çekmek (toplamak, uyandırmak)

ilgi çekmek: 'Bu sahneyi mangalın başında Havva Hanım bize kaç defa tekrar etti, hatırlayamam. Ama her defasında bizde büyük bir alaka uyandırıyordu.' -H. E. Adıvar. 'Yahu, biz bu hanımın sadece elini öpebilmek için ne yapacağımızı bilemez ve alakasını çekemezdik.' -N. F. Kısakürek.

99

alaka duymak

ilgi duymak.

97

alakayı (alakasını) kesmek

ilgisi kalmamak, ayrılmak: Fabrikayla alakamı kestim.

103

alarma geçmek

beliren tehlikeye karşı direnebilecek, dayanabilecek duruma gelmek.

93

alaşağı etmek

1) yetkilerini elinden alıp birini yerinden uzaklaştırmak, atmak, kovmak; 2) kapıp yere vurmak; 3) mec. kötülemek, değersiz göstermek: 'Her on yılda bir, geçmişten bu yana süregelen edebiyatı alaşağı ediyoruz.' -T. Uyar.

105

alay geçmek

argo alay etmek.

39

alaya almak

alay etmek, eğlenmek: 'Büyük İskender'den de bir şey yaşadığını seziyor ve kendi kendisini alaya alıyor.' -N. F. Kısakürek.

90

alaya bozmak

alay niteliği vermek.

104

alaya vurmak

ciddiyken sonradan alay ediyormuş gibi bir havaya girmek: 'Hep şakaya almış, alaya vurmuştu ablasıyla eski kocasının savaşını.' -A. Kulin.

35

albeni vermek

çekiciliğini artırmak, ilgi toplamak, hoş ve güzel göstermek: 'Son yirmi yılın matematikçileri bilimlerine albeni verebilmek için yeni bir matematik buldular.' -H. Taner.

82

alçacık dağları ben yarattım demek

çok kurumlu olmak, kendini çok beğenmek.

114

alçaktan uçmak

argo atılan palavra düzeyi az olmak.

29

aldı

hlk. 'söylemeye başladı' anlamında kullanılan bir söz: Aldı Kerem. Aldı Köroğlu.

36

aldı sazı eline

hiç kimseyi konuşturmadan konuşan kimseler için kullanılan bir söz.

109

aldığı abdest ürküttüğü kurbağaya değmemek

sağladığı yarar, verdiği zararı karşılamamak.

113

aldırış etmemek

1) ilgi göstermemek, ilgilenmemek, ilgisiz kalmak; 2) önem vermemek, aldırmamak, umursamamak: 'Kendi alanına dokunmayan bir şeye aldırış etmez.' -H. E. Adıvar.

98

alet olmak

bilerek veya bilmeyerek kötü bir işe aracılık etmek, vasıta olmak: 'Mustafa Kemal'de tek olmayan şey, 'alet olmak' zaafı idi.' -F. R. Atay.

104

alev almak

1) tutuşmak, yanmaya başlamak: 'Sobada çıralar hemen alev almış, odunları da tutuşturmuştu.' -T. Buğra. 2) mec. coşmak, heyecanlanmak, heyecana gelmek; 3) mec. öfkelenmek, kızmak; 4) mec. telaşlanmak.

111

alev bacayı (saçağı) sarmak

ateş bacayı sarmak.

94

alev gibi parlamak

canlı, ışıl ışıl olmak: 'Gözleri siyah bir alev gibi parlıyordu.' -Ö. Seyfettin.

101