Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

aleyhe dönmek

karşı durum almak, karşı duruma geçmek.

98

alı al, moru mor

telaş veya yorgunluktan yüzü kıpkırmızı kesilmiş (olarak): 'Çıplak, kuvvetli topuklarının altında şıpıdıklarının ökçelerini ezerek alı al, moru mor bir telaşla geliyordu.' -H. R. Gürpınar.

46

alı alına, moru moruna

sağlıklı, kanlı canlı: 'Şahsına bakarsan iri yarı, alı alına, moru moruna, dinç, ablak bir insan...' -R. N. Güntekin.

35

alıcı çıkmak

1) müşteri olmak; 2) istemek, talip olmak: 'İzmir'den gelmiş birtakım hanımlar onu kız sanıp alıcı çıktılar.' -M. Ş. Esendal.

94

alıcı gözüyle bakmak

inceden inceye gözden geçirmek: 'Şimdiye kadar pek alıcı gözüyle bakmamıştı.' -S. F. Abasıyanık.

100

alın damarı çatlamış

ar damarı çatlamış.

102

alın teri dökmek

çok emek vermek, zahmetli bir iş görmek: 'Doğrusu çok alın teri döktük amma değerdi / Neşe veren kasvetimiz yorgunluğu giderdi' -E. B. Koryürek.

102

alıp başını gitmek

başını alıp gitmek.

104

alıp satmaz görünmek

ilgisiz görünmek veya davranmak.

113

alıp sattığı olmamak

hiç ilgisi bulunmamak: 'Lisan kursunu filan alıp sattığı yokmuş.' -H. Taner.

100

alıp vereceği olmamak

bir kimseyle hiçbir ilgisi olmamak: Onun benimle ne alıp vereceği olabilir?

104

alıp vermek

1) kalp çarpıntısı geçirmek; 2) herhangi bir konu üzerinde yoğun olarak düşünmek.

103

alıp yürümek

az zamanda çok ilerlemek, yayılmak, çoğalmak, artmak: 'Bu kasıt tertibi, aramızı bozabilecek bir cinayet davasının alıp yürümesine, dallanıp budaklanmasına yol açtı.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

39

alışkanlıktan (alışkanlığından) kopamamak

belli bir huydan vazgeçememek, alışıklığı bırakamamak: 'Bir zorunluluk olmadan alışkanlıklarımızdan kolay kolay kopamıyoruz.' -H. Taner.

38

alışverişe çıkmak

alım satım işi için çarşıya gitmek.

100

alışverişi kesmek

biriyle ilgisi kalmamak.

91

Ali'nin külahını Veli'ye, Veli'nin külahını Ali'ye giydirmek

birinden aldığını öbürüne, bir başkasından aldığını da ona vererek işini yürütmek.

106

alkış almak

çok beğenilmek.

35

alkış kopmak

birdenbire güçlü bir biçimde el çırpılmak.

34

alkış toplamak

çok alkışlanmak.

100

alkış tufanı kopmak

sürekli ve coşkun alkış başlamak: 'Daha ilk nağmelerde meyhaneyi sarsan bir alkış tufanı koptu.' -S. F. Abasıyanık.

39

alkış tutmak

1) topluca el çırparak yüksek sesle 'yaşa, var ol' vb. sözler söyleyerek birini alkışlamak; 2) taraftar olmak, belli bir görüşten yana olmak: 'Batıla alkış tutanların karşısına geçip hata eylediğimi yeni yeni öğrenmiş bulunuyorum.' -S. Ayverdi.

38

alkol duvarını aşmak

çok sarhoş olmak.

96

Allah (Allah'ı) var

'doğrusunu söylemek gerekirse' anlamında kullanılan bir söz: Allah var, böyle bir işi o yapmaz.

105

Allah Allah!

1) şaşma veya can sıkıntısı anlatan bir ünlem: 'Allah Allah! Köşedeki cılız erik ağacı böyle nasıl çiçeklenivermiş.' -A. İlhan. 2) Türk askerinin hücum narası: 'Misilsiz Mehmetçiğin süngüsü ucunda Allah Allah diye bir ses ihtizaz eder.' -N. F. Kısakürek.

109

Allah bana, ben de sana

'şimdi sana borcumu ödeyecek param yok, kazanırsam öderim' anlamında kullanılan bir söz.

105

Allah bilir

1) 'belli değil' anlamında kullanılan bir söz: Yağmur yağar mı dersin? -Allah bilir! 2) 'bana öyle geliyor ki' anlamında kullanılan bir söz.

99

Allah bir dediğinden başka sözüne inanılmaz

birinin çok yalancı olduğunu anlatmak için söylenen bir söz.

91