Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

aşağı (aşağısı) kurtarmaz

1) 'bundan daha ucuza olmaz' anlamında kullanılan bir söz; 2) alay 'daha aşağı bir durumu kendine layık görmez' anlamında kullanılan bir söz.

78

aşağı almak

devirmek, yıkmak.

76

aşağı çekmek

değerini düşürmek.

73

aşağı düşmek

düzeyi, miktarı, niteliği azalmak: 'Bunlar arasında birkaç gazete ve dergi alanları hesaba katacak olursanız gazete ve dergi okuyucularının nispeti daha da aşağı düşer.' -N. F. Kısakürek.

70

aşağı görmek

küçük görmek, beğenmemek, hor görmek: 'Bu kadar fütursuz bir kitleyi ne diye aşağı görüyoruz?' -Y. K. Beyatlı.

32

aşağı tükürsem sakal, yukarı tükürsem bıyık

iki karşıt ve aynı derecede sakıncalı durum karşısında karar verme zorluğunu anlatan bir söz.

86

aşağıdan almak

alttan almak.

27

aşı vurmak (yapmak)

bağışıklık veya tedavi amacıyla vücuda aşı vermek.

71

aşığı cuk oturmak

işi çok olumlu bir biçim almak.

33

aşırı gitmek

ölçüyü kaçırmak, usandırmak.

76

aşinalık göstermek

ilgilenmek, tanıdığını belli etmek.

70

aşka düşmek

âşık olmak.

80

aşka gelmek

tkz. bir şeyi yapmak için büyük bir istek duymak, coşmak, coşkunluk göstermek: 'Meltemler tanrısı aşka gelip bu yeni varlığı yelpazelemeye koyuldu.' -Halikarnas Balıkçısı.

78

at çalındıktan sonra ahırın kapısını kapamak

iş işten geçtikten sonra önlem almaya kalkışmak.

29

at gibi

vücudu iri yarı olan (kadın).

26

at izi it izine karışmak

iyiyi kötüden ayıramayacak kadar bir karışıklık ortaya çıkmak.

37

at koşturacak kadar

pek geniş, çok geniş.

83

at nalı kadar

alay pek büyük (nişan, madalya, elmas, plaka vb. şeyler).

71

at oynatmak

1) atla hüner göstermek; 2) mec. yarışmak: Ben onunla at oynatamam. 3) mec. bildiği ve istediği gibi davranmak: 'Bizde ilk kurulan parlamento da Avrupa'daki benzerleri gibi, özel menfaatlerin gizlice at oynattığı bir alan olmakta gecikmemiş.' -H. Taner.

36

at pazarında eşek osurtmuyoruz!

kaba söyleneni dinlemeyene uyarı amacıyla söylenen bir söz.

69

ata et, ite ot vermek

bir işi ters yapmak.

76

atbaşı (beraber) gitmek

eşit durumda olmak: 'Bu çeneyle atbaşı giden keskin bir zekâsı var.' -C. S. Tarancı.

80

ateh getirmek

bunamak: 'Sen sahiden budalaymışsın dostum hem adamakıllı ateh getirmişsin.' -R. H. Karay.

28

ateş açmak

ateşli silahla mermi atmaya başlamak.

74

ateş almak

1) yanmak, tutuşmak; 2) ateşli silah patlamak; 3) mec. coşmak: 'Bir sözden, bir asker geçişinden, bir düşünceden yüreği parlar, gönlü ateş alır.' -M. Ş. Esendal. 4) mec. telaşlanmak, heyecanlanmak; 5) mec. öfkelenmek; 6) mec. acele davranmak, acele etmek.

31

ateş almaya mı geldin?

uğradığı yerden hemen gitmeye kalkan kimseye sitem olarak söylenen bir söz.

28

ateş bacayı (saçağı) sarmak

bir olay, önüne geçilemez, tehlikeli bir durum almak.

84

ateş gibi

1) çok sıcak; 2) zeki, çalışkan ve becerikli; 3) kıpkırmızı.

74

ateş gibi kesilmek

beklenmedik bir olay karşısında öfke sonucu kanı beynine sıçramak: 'Yüzüm nasıl bir hâl aldı bilmiyorum fakat ateş gibi kesildiğini iyi biliyorum.' -T. Buğra.

29

ateş gibi yanmak

ateşi yükselmek: 'Alnı, yanakları ateş gibi yandığı hâlde vücudu tir tir titriyor, dişleri birbirine çarpıyordu.' -H. Taner.

79